Zihindeki Temsili Kent İçindeki Yolculuk, Bölüm 2

Pelin Çetken

Yol Kolajı 1

Kendisini dolmuşun içinden soyutlayan bıkkın bireyin en çok yaptığı şey etrafını izleme olur. Peki, bu “etraf” nasıl bir şeydir? Modern özne kent içindeki yolculuğu sırasında ne gibi temsiliyetler içinden geçmektedir? Bu temsiliyetler bireyin hafızasında nasıl bir kent haritalaması kurmaktadır?

Yolculuğa başlama noktası olan Bakırköy’de durağın etrafında ne gibi metinsel ve görsel temsiliyetler var diye bakıldığında kişinin karşısına yığınla eğitim ile ilgili duyuru ve afişler çıkar. Özel ders vermek isteyenler ile dershaneler bu duyurularla afişleri doldurmuş, durağın çevresinde eğitim konulu bir afiş dokusu oluştururlar. Yolculuğun bittiği nokta Taksim’de, durağın çevresi ise bambaşka afişlerle duvar yazılarıyla var olur. Çeşitli eylem propagandalarının afişleri ve duvar yazıları ile Taksim’deki gece hayatından haber veren ilanlar birlikte yan yana yer alır duvarlarda. İki yerin de ortak paylaştıkları görseller, reklam panolarında yer alan çeşitli markaların reklamları olur ki, bunlar da iki yer arasındaki farklılıkların nasıl sıfırlandığını, iki yerin de tepeden bakan biri için aynı olduğunu, sokaktan bakan biri içinse hala farklı olduğunu görseller üzerinden ortaya koyan bir durum olmaktadır. Bakırköy ve Taksim’de sokakların kendilerine has bir sesinin olduğu, bu sesin gündelik hayatın istekleri doğrultusunda çeşitlendirildiği sokaklarda küçük küçük yer etmiş türlü afiş, ilan ve duvar yazıları üzerinden ilginç bir biçimde okunur. Çoğunlukla dikkat bile çekmeyen, önünden geçip gidilen yazılar, yazıldığı yerin neresi olduğuna dair bilgi verirler. Sokaklardaki bu küçük görsel ve metinsel temsiller, sanki Bakırköy ve Taksim üzerine sokağın tuttuğu notlar olurlar. Dershaneler semti Bakırköy ile eğlence ve propaganda semti Taksim bir dolmuş hattının iki ucundaki yerler olarak ilginç bir birlikteliği yaşarlar.


Bakırköy civarı görsel ve metinsel temsilleri

Bakırköy’den çıkılıp sarı dolmuşun içinde sahil yolu üzerinden Taksim’e doğru gidilirken kişiyi birçok görsel ve metinsel temsiliyetler sarar. Kent sanki bir imajlar yığını olarak daha yolculuk başlar başlamaz kişiyi selamlar. Her şeyin dolmuşun ama kirli ama buğulu camının ardında kalması, tüm görsel ve metinsel temsiliyetlerin dolmuşun hızıyla geride bırakılması, dolmuşun gürültülü sessizliği ve yalnız kalabalığıyla birleşir, yolculuk zıt kelimelerin birbirini tamamladığı garip bir şeye dönüşür.

Bakırköy’ün ara sokaklarından sahil yoluna çıkıldığında görsel ve metinsel temsiliyetlerin yalnızca yazıyla, resimle olmadığı, burada kentin de bütünde bir temsiliyet ürünü olduğu kavranır. Bu yolu oluşturan tarihi kalıntılar ve deniz manzarası başta olmak üzere bütünde her şeyin yan yana konulmuş birer kartpostal olduğunu düşünülür. Bu durumu en iyi açıklayan ifade ise bu noktada “kent-postal” olur. “Kent-postal” kentin kentlilere posta edildiği, sunulduğu, teğet bırakıldığı bir durumdur, kentin tümden kartpostallaşması halidir. Burada bunu tetikleyen nedenlerden biri yolcunun, tarihi yarımadanın kıyısından geçen ama ona dokunmayan yolun içinden hızla geçip gidiyor oluşudur. Kente dokunmadan geçip gidilen bu yolda yolculuk ederken yolcu, kentte tüm temsiliyetlerin birbiri içinde nasıl var olduğunu görür. Bıkkın özne yolculuğu sırasında tüm bu temsiliyet hesaplaşmaları ile oyalar kendisini.

Yol boyunca çeşitli noktalarda yan yana dizili, kısa aralıklarla içerikleri sürekli değişen ama aslında hep aynı şeyi anlatan reklam panoları da sahil yolundaki temsiliyet parçalarından biri olur. Kartpostallaşmanın ayrı bir yönüdür sanki onlar da. Burada yalnızca sunulan kartların içeriği değişmiştir. Onlar sahil yolunu değil, sahil yoluna koyulma nedenlerini temsil ederler. İstanbul’da yaşamayı bir vitrinde yaşamaya benzeten Nurdan Gürbilek (1992) der ki, “Reklamcılık yeni bir dünya yaratmadı; yalnızca patronları özgürleştirdi. Bir de seyirlik toplumun sınırlarını genişletti; basını, televizyonu ve ‘billboard’larıyla her yeri bir vitrine dönüştürdü.”. Tam da bu sözün desteklediği gibi reklam panolarının sahil yolu üzerindeki duruşu, tam bir seyretme ve seyredilme ilişkisini ortaya koyar. Reklam panoları yoldakileri koyacakları ürün reklamının başarıya ulaşması adına seyreder. Yoldakiler de onları seyreder, çünkü bu tüketim toplumu olma adına yoldakilere kazandırılmış bir alışkanlıktır. Bu durum da reklam panolarının sahil yolunda olma nedenidir. Onlar çeşitli markaları bu yolda yolculuk eden kimselerin aklına sokmaya çalışırlar. Seyretme ve seyredilme üzerine var olur bu yol.


Yol kolajı 2


“Görüntü, bir imaja dönüşecek kadar birikmiş sermayedir” diyen Guy Debord (1996) gözüyle bu yola bakıldığında bu yolun görüntüsünün, temsilinin ardındakiler daha da çok ortaya çıkar. Sahil yolunun diğer bir ucu Atatürk Havalimanı’na bağlandığından dolayı bu yol, İstanbul’a yeni gelen kimseleri, özellikleri de turistleri karşılama mekanı olarak özelleşir. Bu yol bu sebeple de içerdiği tüm görsel ve metinsel telaşlarda her daim şık bir vitrinde yol alınıyormuş hissi verir. Bu durumu Urry’nin (1999:226) “Kimlik, neredeyse her yerde turistler için kurulmuş imajlardan üretilmek zorundadır.” sözü destekler. Bu yolun kimliğinde her daim makyajlı olma ve bir şekilde yerli yabancı herkese kendisini ifade etme telaşı vardır. İşte bu yüzden bu yol bahar aylarında lalelerce bezenir ve lale, tek başına toplumsal hafızanın değişkenliğini anlatan bir çiçek olarak mevcut iktidar ile ilgili tüm tartışmaları da beraberinde hatırlatır. Bu yola konulan bir çiçek bile artık yalnızca bir çiçek olamaz. O da bir temsiliyet ürünüdür, bundan kaçamaz.


Taksim civarı görsel ve metinsel temsilleri

Aksaray’a sapıldığında ise birden görüntülerin nitelikleri değişir. “satılma, pazarlanma” amacı olmayan bir takım gündelik hayat görüntüleri geçmeye başlar hızla camın ardından. Özellikle erotic shoplar, barlar, gece kulüpleri ve yıldızsız oteller içinden geçilen bu semt kendisine dair yığınla temsiller ortaya koyar. Ardından gelen Unkapanı köprüsü altındaki bisikletçiler, Bozdoğan kemeri, İMÇ, devamında geçilen köprü ve balıkçıları, Şişhane ve avizecileri, çok renkli TRT binası, Tarlabaşı’nın bitişik nizamlı, yıkık dökük binalarının içinde yer etmiş erotic shopları, gay barları, müzikholleri, perukçuları ve tüm bunların içinde kendilerine bir hayat kurmuş seyredildiklerinden habersiz insanlar bu yolculuk esnasında sundukları görsel ve metinsel temsillerle birçok eylemin haritalanmasını sağlarlar. Bu parça parça gündelik hayat görüntüleri kişiye hep bir şeyleri hatırlatırlar. Geçilen yere dair onun zihninde ona has parça parça kolajlar yaratırlar. Bu durumu Lynch’in (2010) “Kent algısı bütüncül değildir. Daha çok, başka endişeleri de barındıran parçalı bir algıdır.” sözleri ile “Her bir kentlinin kentin bazı kısımlarıyla belli bir münasebeti olmuştur ve ona ilişkin kendi imgesi hatıra ve anlamlarla yüklüdür.” sözleri destekler. Binaların içinde ne oluyorsa, bu içlerindeki olup biten hikayeler dışarıya çeşitli görsel, metinsel temsillerle yansımakta, onların yanından geçip giden kimselere kendilerine dair ipuçları vermektedir. Bu durum çoğu zaman mimarın planlamadığı, kendiliğinden gerçekleşen kısımdır. Bu yüzden de kağıt üstündeki vaziyet planları yalnızca çizgilerden oluşur, insanlar ise o çizgileri yaşarken değiştirirler, kendilerine benzetirler. Buradaki temsil salt kentin temsilinden de çok, insanın kendisini kentle birlikte temsili şeklinde gerçekleşir. Bu durum da yoldan geçen kimsenin ilgisini çeken şey olur. Dolmuş kullanıcıları da tüm bu olup bitenlere, temsillere bakarak kendilerine çeşitli durma noktaları belirlerler, sarı dolmuşların esnek yapısı sayesinde anlık duraklar kurgularlar.

Yol üzerindeki görsel ve metinsel temsillerin sağladığı en önemli şey, nerede olduğu duygusunu kişiye vermesi, hafızada semtlerin o temsillerle kalması olur. Zihinde kurulan kent, bu şekilde, resimlerden ve yazılardan böyle böyle oluşur. Kendisini dolmuş ortamından soyutlayan, yalnız bırakan modern özne bir nevi zihnindeki imajlardan oluşan kentte yolculuk eder. Bu sebeplerden ötürü kentte neyin, nasıl temsil edildiği ve de bu temsillerin kalıcılığı kadar geçiciliği de önem kazanır. Bu durum mimarlığın ötesinde olduğu kadar içinde de olduğu bir durum olarak var olur.


Yol Kolajı 3

Sonuç

Bu çalışmada modern olma hali, bugün İstanbul’da gündelik hayatın içinde birer kamusal mekan olan toplu taşıma araçlarındaki yolda olma halleri üzerinden sorgulanmış, yapılan gözlemlerle nasıl bir modernitenin içinde olunduğu anlatılmıştır. Bunun gözlemlenme aracı olarak da Bakırköy-Taksim hattındaki sarı dolmuşlar seçilmiş, modern özne ve kamusal mekan üzerine bugüne dair bu dolmuşlardaki çeşitli gözlemler aktarılırken dolmuşun tarihçesine değinilmiş, onun Türkiye’nin modernleşme serüveni içinde nasıl taktiksel bir duruş olarak var olduğu De Certeau’nun taktik ve strateji söylemleri üzerinden ortaya konulmuştur. Dolmuşun tarihçesi anlatılırken onun yaygın bir şekilde kullanıldığı 50’lerin Türkiye’sinin durumu anlatılmış, Türkiye’nin modernleşme serüveni İstanbul üzerinden dolmuşun çıkışı ve kullanışının artışı ile birlikte okunmuştur. Bu noktada özellikle kırsaldan göçün şekillendirdiği İstanbul’a bakılmış, ne gibi değişimler yaşadığı anlatılmıştır.

Kentte bir yerden bir yere giden yolcu olmak ile yalnızca kentin oyuncularından biri olunmaz, onun seyredenlerden biri de olunur. Bu çalışma da kişinin hem oyuncu hem de seyirci olduğu o noktada, kendisinin de bir temsil olduğu noktada, nasıl kentsel temsillerin içinden geçtiğini sorgulamıştır. Yolda olmak kenti iki boyuta indirgeyen bir şey olarak kendisini gösterir. Peki, tüm bu iki boyutluluğu arkasında, yolda giderken kendisinin sıra sıra kartpostallardan oluştuğu hissini veren kentin ardında ne vardır?

Gündelik hayatın içinde sokak hakkında bilgiler veren reklamlar, afişler, duyurular tam da bu sorunun cevabını verir. Sokağın sesleri kentin ardındaki, kimsenin duymadıklarını fısıldar, asıl 2 boyutlu birer kağıt parçası olan bu temsiller kenti, kente anlatır. Dolmuşun içindeki hayattan kendisini yalıtan öznenin yoldayken kentle kurduğu ilişki şekli hem kentte birçok yerin gündelik hayatının ortasından geçen hem de onlara dokunmayan bir tavırdadır. Sokaktaki afiş, reklam, duyuru gibi temsiller, kişinin dolmuştan indiği anı bekler ve onu kente karışmaya, kentle uğraşmaya davet eder. Kentin hafızasında yer eden tüm temsiller onun zihninde olanın ötesinde bir kent kurgular ve kişi yola koyulduğu anda o kentin içinde gidip gelen biridir artık.

Mimarlığın işi işte en çok bu noktada zordur. Çünkü onun fiziksel çevrenin ötesinde olanı görmesi, anlaması gerekir. Tek tek zihinleri okumak değildir, mimarın burada peşinden koşacağı; onun zihinlerde yer eden, sokağın fısıldadıklarına kulak vermesi gerekir. Hem mimarlığın içinden hem de dışından, diğer bir deyişle kendisinin hem oyuncu hem de seyirci olduğu o noktadan kente bakması belki de oyunu başka şekilde kuracaktır.

Kim bilir?

Referanslar:
Berman, M.,2004, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim Yayınları,İstanbul, s:24. De Certeau, M.,2009, Gündelik Hayatın keşfi, Dost Kitabevi yayınları, Ankara, s: 119,114. Debord, G., 1996, Gösteri Toplumu ve Yorumlar, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
Gürbilek, N., 1992, Vitrinde Yaşamak 1980’lerin Kültürel İklimi, Metis Yayınları, İstanbul. Harvey,D., 2009, Sosyal Adalet ve Şehir, Metis Yayınları, İstanbul, s:10.
Lynch, K., 2010, Kent İmgesi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.
Simmel,G.,2008, Modern Kültürde Çatışma, İletişim Yayınları, İstanbul, s:94,91.
Simmel, G., 1971, “Metropol ve Zihinsel Hayat”, On Individuality and Social forms, The University of Chicago Press, Chicago.
Tekeli, i., 2009, Yeni İstanbullular Eski İstanbullular, Osmanlı Bankası Yayınları, İstanbul, s:26.
Urry,J.,1999, Mekanları Tüketmek, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, s:226 .