
Adolfo Natalini
Sakin ve Dingin Bir Ev
Adolfo Natalini

Sakin ve dingin bir ev için,
modanın ve stilin ötesinde bir ev için,
size yaşamak için zaman bırakan bir ev için
size bir strateji sunuyoruz,
size “luxe calme et volupte” mobilyalar:
parlayan, hareketsiz, gösterişli ve biçimi bozulmayacak, basit ama şatafatlı,
bir tas kadar durağan ama değişken yansımaları olan,
hayatınızdaki kilometre taşları gibi, zaman işaretleri gibi önemi olan mobilyalar sunuyoruz.
Günümüz için ve gelecek icin berrak bir arkeoloji inşa ediyoruz Ve sizi zamanın dışında bir ev yapmaya davet ediyoruz, sizin olmanız gerektiği gibi olan, burada ve şu an yaşayacağınız bir ev. Ve son olarak sizi, bugünün dinginliğini kazanmak ve herşeyden öte mantıklı düşünmek için korkularınızdan arınmaya davet ediyoruz.
Bir evde yaşamak kendiliğinden oluşan doğal bir süreç değildir. Geniş bir kültür, düşünme gücü ve şiirsellik gerektirir. Her ev, sahiplerinin arzularının, hırslarının, ihtiyaçlarının ve geçmişlerinin mekansal bir yansıması olarak şekillendirilmiştir. Ev, bir görüntüye, kullanıcılarının simgesel bir yansımasına dönüşür. Buna karşılık olarak ev, bir boşluk, eşya, imge ve amaç alanı olarak, sakinlerinin üzerinde kendi hakimiyetini kurar ve onların davranışlarını değiştirir.
Böylece bir etki-tepki alanı doğar. Evin kullanım şekline, evin ve ev sakinlerinden beklentilerine bağlı olarak bu etki-tepki daha karmaşık ve belirleyici hale gelir. Ev bir yatırım değil, bir tüketim malıdır ve sadece biz evi tüketmeyiz, ev de bizi “tüketir”.
Bu şekilde bir dizi gerilla savaşı faaliyetleri doğar, şiddet uygulanır, acı çekilir… Bu da faydalı bir takım kurallar, ilkyardım bilgileri gelistirmek, anlaşmazlıkları çözmek, uzlaşma sağlamak, barışı ve huzuru geri getirmek için daha önceden denenmiş yöntemlerle “yaşama stratejileri” geliştirme ihtiyacı yaratır. Her “dingin yaşam kılavuzu” her zaman modayı takip etme ve havalı görünme isteğini yok etmeyi önermelidir. Bu da sözde problemlerin, deliliklerin ve histerilerin derhal kaldırılması anlamına gelir.

Glass House, Philip Johnson
Ancak daha sonra birey bağımsız bir yaşamı isteyebilir. Bu yaşamda eşyalar çok küçük bir yer tutar, aslında sadece anılardan ibarettirler. Bu yasamda iyimser düşünceler, doğrularımızın onaylanması, daha iyi bir dünya için umut ve varlıkların, zamanların, mekanların ve insanların uyum içinde beraber yaşaması vardır.
Etrafımızı çevreleyen nesnelerle ilgili sözde problerden kurtulduğumuz an, nesneler seçimlerimiz yoluyla kendimizi tanımamıza yarayan gereçler haline dönüşeceklerdir. Böylece dekorasyon bir bilgi birikimi haline gelecektir. Dekorasyon bu şekilde durumumuz hakkında bize mesaj verir ve her bilgide olduğu gibi bize açıklıktan doğan duru bir bilinç kazandırır.
Başka bir deyişle bu, ruhlarımızı kurtarmanın bir diğer yoludur.
Mısırlılar ve Etrüskler tabutlarına eşyalarını koyarlardı. Günümüzde de bir çok ev, eşyaların mezarıdır. Eşyalar günümüzde çok çabuk “müzeselleşiyor”. Uzun ya da kısa bir süre içinde objelerin üzerine çöken toz bulutu icinde saklanıyor.
Eğer dekorasyonun amacı insan ilişkilerini geliştirmekse, sahip olduğumuz her şey, her zaman bizim mantıksal ve duygusal ilişkilerimize tanık olmalıdır. Onlar, şişedeki bir mesaj gibi saklanan sosyal ve özel yaşantımızla ilgili nesnelerdir.
Fakat önemli olan, kendimizi bize korku veren anılardan uzak tutmaktır - Önemli olan durumu, değişim, iptal etme, muhafaza etme olasılıklarıyla birlikte kontrol altına alabilmektir. Ancak her işlem, her değişiklik duygusallığa kapılmadan gerçekleştirilmelidir. Çünkü genelde hiçbir şey iyileştirilmez veya kötüleştirilmez; sadece değiştirilir. Değişim söz konusu oldugunda hareketli alan, tüketilebilir alan ve değiştirilebilir alanla ilgili cok – hatta biraz fazlaca- laf edilir. Buradaki “hareketlilik, işlevsellik ve kullanılabilirlik” mimarisinin yeri, “firmitas, utilitas ve venustas” mimarisi için doldurulur.
Her halükarda, hareketsiz alanı hareket ettirmek için bir çaba vardır, fakat kimse çok hareketli olanı durdurmaya çalışmaz.
Problem, hareketi taklit eden, hareket eden, yaşayan, tüketen ve ölen bir insani takip eden bir ev aramak değildir. Asıl problemimiz, tutkunun ötesinde, huzur dolu ve dingin, bütün mevsimler için tasarlanmış bir ev bulmaktır. Mimari çelişkiyi anlatmak için zaten kendimiz yeterince dolanıp duruyoruz. Mimarinin zamanla ilişkisini, değişen mevsimler ve yaşamlarla değiştiriyoruz.
Modern dekorasyon, en güzele, en yeniye, en kullanışlı olana doğru bir sergiden diğerine, mağazalardan dergilere uzanan büyük bir yarış gibidir. Fakat eğer bütün yarış hatalıysa, birinci ya da sonuncu olmanın bir önemi kalmaz. Tüketim yarışı da kesinlikle hatalıdır. Bu yüzden yapılması gereken bu yarışta yer almamaktır. Mümkün olduğunca çabuk yarıştan çıkıp, varlığımızın parçalarını toplamak üzere kendi kabuğumuza çekilmeliyiz. Kurtuluşumuz için, gerçek ihtiyaçlarımızı karşılamak için gerekli olan aletleri biçimlendirmeliyiz. Mimiklerimiz ve hareketlerimiz böylece daha düzgün ve aynı zamanda serbest kalır. Her seferinde hareketler bir destek ihtiyacı duymaksızın kendini yaratır.
Sorun, odaları dekore etmek değíl, Hatta hem şaşırtıcı hem de dayanıksız eşyalar bulmak da değil... Sorun terk edilmiş, ıssız alanları dekore etmek, uzun, dogmatik uykudan uyanmak, ve sebep uykusunun yarattığı canavarı geri dönmeye zorlamak. Bir zamanlar vampirlere ve kurt adamlara karşı gümüş kullanılırdı, şimdi benzer kabus yaratıklarına karşı mermer, krom, ayna ve ender bulunan kökler kullanıyoruz, fakat artık kabuslar gün ışığında olduğu için onları ayırt etmek daha kolay, gösterişli ışıkların, abajurların ve aplikasyonların altında doğmuşlar, şişme yastıkların üzerinde yüzen, şekli değiştirilebilir tabutlara konmuşlar; fakat aynı zamanda çok daha zor, çünkü artık (neredeyse) kimseyi korkutamıyorlar gitgide dozu artan narkoz onlara cesaret veriyor, sağlıklı yaşam illüzyonu onları besliyor. Şifre, hala kendini bırak, Seni senden daha cok şey bilen bir diktatörün yönetmesine izin ver Çünkü her şeyden öte diktatör medeni bir insan, Zevklerin tartışılmayacağını, herkesin kendine ait bir karakteri olduğunu, ve herkesin araba için kılıf, tv seti için lamba veya tuvalete paspas takımı seçme hakkı olduğunu çok iyi bilir...
Niyetimiz, tutkuları ya da arzuları göz ardı etmek veya kendimizi nesnelerden tamamen koparmak değil: ancak eşyalara karşı daha bilinçli bir sahiplik duygusu - objelerin farkında olup onların kendisini istemek anlamına gelen içsel bir sahiplik – arıyoruz.
Bu sarsak hareketleri, pişmanlığı ve acele seçimleri ortadan kaldırır. Her şeyden öte hayatta kalma problemi zeka rezervlerimizin ölçülü kullanımıyla alakalıdır. Zekanın boşa harcanmasından kaçınılmalıdır.
Bunu yaşam sorununa uygulamak üzere bir kenarda saklayalım.
Barınmak için yeterli, hayatın birincil fonksiyonlarına olanak veren problemsiz sıradan bir ev düşünebiliriz... Onu boş haliyle düşünebiliriz, daha sonra yavaş yavaş, bir plan olmaksızın, her seferinde bir parça koyarak onu doldurmaya başlayabiliriz.
Bu parçaların bir ortak özelliği vardır: bir figür veya karakter olarak bir şeyler ifade ederler. En önemlisi “büyük yarış”la hiçbir alakaları yoktur. Her objenin kendi büyülü bir önemi vardır. Her obje kapalı bir kutu gibi görünür ve başkalarına bağdaşıklık yoluyla veya onları tamamlayarak hitap eder. Bu bağdaşıklık sadece tamamlayıcıların da olduğu mükemmellikten kaynaklanır. İkisi beraber önemli bir sistem oluştururlar. Bütün bu parçalar basit bir geometrik modelle bir arada tutulur ve evin yapısına büyük ölçüde karışmaz. Eğer tamamlayıcıların kendine ait bir mimari karakteri varsa buna karışılmamalı ve saygı duyulmalıdır. Eğer yoksa kozmetik uygulamalarla ona değer vermeye çalışmanın bir anlamı yoktur. En az çaba bu ilkede vardir. Şiddet içermeyen, iletişim kurmayan sistemleri kapalı tutmaya yönelik ve aynı zamanda dinginlik ve hayatin asıl şekli hakkında fikir veren bir dizi hareket.
Klasik bir hayat tarzı, her şeyi yerli yerinde kullanır, yansıma için kendine bir alan açar ve eşyaları bunun etrafına birer görüntü olarak yerleştirir. Bu kararlarını acele etmeden veren, günümüz ve geçmiş arasında arkeolojik bir köprü kuran macerasız bir yaşam tarzıdır.
Halihazırda günümüz arkeolojisine ait mobilyalar var. Bunlar, Le Corbusier, Mies, Breuer, Mart Stam, Aalto, Eileen Green’in, Wilhelm Wagenfeld veya Marianne Brandt’in aksesuarları. Hepsi 1920lerden veya 1930lardan kalma ve bütün testlerden, hatta en zoru olan yeniden üretim testinden bile, yüzlerinin akıyla çıkmış objeler.

Le Corbusier ve Breuer Mobilyaları
Daha yolda geleceğin arkeolojisine ait başka mobilyalar var. Bunlar her zaman çok parlak olan, süslü veya oldukça sade ama aynı yöndeki amaçlarla donatılmış simgeler. Kromdan ve aynadan, parlak metallerden veya ağaçtan, deri ve kürkten, camdan, mermerden veya plastikten yapılmış mobilyalar var. Fakat hepsi kendi uzun ömürlerini ve kendi kendilerine yetebilirliklerini beyan ediyorlar.
İnsanın aklına sert, parlak, bir mağaradaymış gibi geometrik bir şekilde düzenlenmiş mobilyalar geliyor. Kristaller gibi saklanmış, karanlıkta cilalı bir nesne haline gelene kadar büyüyüp gün ışığında ortaya çıkması umulan fikirler gibi...
Bolluğun ve sözde sorunların olduğu bir dönemde (dekorasyonda bunlardan biridir), açıklık için yapılan her hareket ve bir sebeple yapılan her eşya, çölde gökten düşmüş siyah bir taş gibi görünür.
Yapılacak tek şey siyah taşları aramak, onları uzun bir süre cilalamak, onlara kesin bir küp veya parallelogram şekli vermek ve onları oturma odalarına, plaja, çimenlerin üzerine ve herhangi bir “İtalyan Meydanı” asfaltına yerleştirmektir.
Çeviri: Ekin Balabanlılar
Peter Lang, William Menking (2003); Superstudio: Life Without Objects içinden.
Günümüz için ve gelecek icin berrak bir arkeoloji inşa ediyoruz Ve sizi zamanın dışında bir ev yapmaya davet ediyoruz, sizin olmanız gerektiği gibi olan, burada ve şu an yaşayacağınız bir ev. Ve son olarak sizi, bugünün dinginliğini kazanmak ve herşeyden öte mantıklı düşünmek için korkularınızdan arınmaya davet ediyoruz.
Bir evde yaşamak kendiliğinden oluşan doğal bir süreç değildir. Geniş bir kültür, düşünme gücü ve şiirsellik gerektirir. Her ev, sahiplerinin arzularının, hırslarının, ihtiyaçlarının ve geçmişlerinin mekansal bir yansıması olarak şekillendirilmiştir. Ev, bir görüntüye, kullanıcılarının simgesel bir yansımasına dönüşür. Buna karşılık olarak ev, bir boşluk, eşya, imge ve amaç alanı olarak, sakinlerinin üzerinde kendi hakimiyetini kurar ve onların davranışlarını değiştirir.
Böylece bir etki-tepki alanı doğar. Evin kullanım şekline, evin ve ev sakinlerinden beklentilerine bağlı olarak bu etki-tepki daha karmaşık ve belirleyici hale gelir. Ev bir yatırım değil, bir tüketim malıdır ve sadece biz evi tüketmeyiz, ev de bizi “tüketir”.
Bu şekilde bir dizi gerilla savaşı faaliyetleri doğar, şiddet uygulanır, acı çekilir… Bu da faydalı bir takım kurallar, ilkyardım bilgileri gelistirmek, anlaşmazlıkları çözmek, uzlaşma sağlamak, barışı ve huzuru geri getirmek için daha önceden denenmiş yöntemlerle “yaşama stratejileri” geliştirme ihtiyacı yaratır. Her “dingin yaşam kılavuzu” her zaman modayı takip etme ve havalı görünme isteğini yok etmeyi önermelidir. Bu da sözde problemlerin, deliliklerin ve histerilerin derhal kaldırılması anlamına gelir.

Glass House, Philip Johnson
Ancak daha sonra birey bağımsız bir yaşamı isteyebilir. Bu yaşamda eşyalar çok küçük bir yer tutar, aslında sadece anılardan ibarettirler. Bu yasamda iyimser düşünceler, doğrularımızın onaylanması, daha iyi bir dünya için umut ve varlıkların, zamanların, mekanların ve insanların uyum içinde beraber yaşaması vardır.
Etrafımızı çevreleyen nesnelerle ilgili sözde problerden kurtulduğumuz an, nesneler seçimlerimiz yoluyla kendimizi tanımamıza yarayan gereçler haline dönüşeceklerdir. Böylece dekorasyon bir bilgi birikimi haline gelecektir. Dekorasyon bu şekilde durumumuz hakkında bize mesaj verir ve her bilgide olduğu gibi bize açıklıktan doğan duru bir bilinç kazandırır.
Başka bir deyişle bu, ruhlarımızı kurtarmanın bir diğer yoludur.
Mısırlılar ve Etrüskler tabutlarına eşyalarını koyarlardı. Günümüzde de bir çok ev, eşyaların mezarıdır. Eşyalar günümüzde çok çabuk “müzeselleşiyor”. Uzun ya da kısa bir süre içinde objelerin üzerine çöken toz bulutu icinde saklanıyor.
Eğer dekorasyonun amacı insan ilişkilerini geliştirmekse, sahip olduğumuz her şey, her zaman bizim mantıksal ve duygusal ilişkilerimize tanık olmalıdır. Onlar, şişedeki bir mesaj gibi saklanan sosyal ve özel yaşantımızla ilgili nesnelerdir.
Fakat önemli olan, kendimizi bize korku veren anılardan uzak tutmaktır - Önemli olan durumu, değişim, iptal etme, muhafaza etme olasılıklarıyla birlikte kontrol altına alabilmektir. Ancak her işlem, her değişiklik duygusallığa kapılmadan gerçekleştirilmelidir. Çünkü genelde hiçbir şey iyileştirilmez veya kötüleştirilmez; sadece değiştirilir. Değişim söz konusu oldugunda hareketli alan, tüketilebilir alan ve değiştirilebilir alanla ilgili cok – hatta biraz fazlaca- laf edilir. Buradaki “hareketlilik, işlevsellik ve kullanılabilirlik” mimarisinin yeri, “firmitas, utilitas ve venustas” mimarisi için doldurulur.
Her halükarda, hareketsiz alanı hareket ettirmek için bir çaba vardır, fakat kimse çok hareketli olanı durdurmaya çalışmaz.
Problem, hareketi taklit eden, hareket eden, yaşayan, tüketen ve ölen bir insani takip eden bir ev aramak değildir. Asıl problemimiz, tutkunun ötesinde, huzur dolu ve dingin, bütün mevsimler için tasarlanmış bir ev bulmaktır. Mimari çelişkiyi anlatmak için zaten kendimiz yeterince dolanıp duruyoruz. Mimarinin zamanla ilişkisini, değişen mevsimler ve yaşamlarla değiştiriyoruz.
Modern dekorasyon, en güzele, en yeniye, en kullanışlı olana doğru bir sergiden diğerine, mağazalardan dergilere uzanan büyük bir yarış gibidir. Fakat eğer bütün yarış hatalıysa, birinci ya da sonuncu olmanın bir önemi kalmaz. Tüketim yarışı da kesinlikle hatalıdır. Bu yüzden yapılması gereken bu yarışta yer almamaktır. Mümkün olduğunca çabuk yarıştan çıkıp, varlığımızın parçalarını toplamak üzere kendi kabuğumuza çekilmeliyiz. Kurtuluşumuz için, gerçek ihtiyaçlarımızı karşılamak için gerekli olan aletleri biçimlendirmeliyiz. Mimiklerimiz ve hareketlerimiz böylece daha düzgün ve aynı zamanda serbest kalır. Her seferinde hareketler bir destek ihtiyacı duymaksızın kendini yaratır.
Sorun, odaları dekore etmek değíl, Hatta hem şaşırtıcı hem de dayanıksız eşyalar bulmak da değil... Sorun terk edilmiş, ıssız alanları dekore etmek, uzun, dogmatik uykudan uyanmak, ve sebep uykusunun yarattığı canavarı geri dönmeye zorlamak. Bir zamanlar vampirlere ve kurt adamlara karşı gümüş kullanılırdı, şimdi benzer kabus yaratıklarına karşı mermer, krom, ayna ve ender bulunan kökler kullanıyoruz, fakat artık kabuslar gün ışığında olduğu için onları ayırt etmek daha kolay, gösterişli ışıkların, abajurların ve aplikasyonların altında doğmuşlar, şişme yastıkların üzerinde yüzen, şekli değiştirilebilir tabutlara konmuşlar; fakat aynı zamanda çok daha zor, çünkü artık (neredeyse) kimseyi korkutamıyorlar gitgide dozu artan narkoz onlara cesaret veriyor, sağlıklı yaşam illüzyonu onları besliyor. Şifre, hala kendini bırak, Seni senden daha cok şey bilen bir diktatörün yönetmesine izin ver Çünkü her şeyden öte diktatör medeni bir insan, Zevklerin tartışılmayacağını, herkesin kendine ait bir karakteri olduğunu, ve herkesin araba için kılıf, tv seti için lamba veya tuvalete paspas takımı seçme hakkı olduğunu çok iyi bilir...
Niyetimiz, tutkuları ya da arzuları göz ardı etmek veya kendimizi nesnelerden tamamen koparmak değil: ancak eşyalara karşı daha bilinçli bir sahiplik duygusu - objelerin farkında olup onların kendisini istemek anlamına gelen içsel bir sahiplik – arıyoruz.
Bu sarsak hareketleri, pişmanlığı ve acele seçimleri ortadan kaldırır. Her şeyden öte hayatta kalma problemi zeka rezervlerimizin ölçülü kullanımıyla alakalıdır. Zekanın boşa harcanmasından kaçınılmalıdır.
Bunu yaşam sorununa uygulamak üzere bir kenarda saklayalım.
Barınmak için yeterli, hayatın birincil fonksiyonlarına olanak veren problemsiz sıradan bir ev düşünebiliriz... Onu boş haliyle düşünebiliriz, daha sonra yavaş yavaş, bir plan olmaksızın, her seferinde bir parça koyarak onu doldurmaya başlayabiliriz.
Bu parçaların bir ortak özelliği vardır: bir figür veya karakter olarak bir şeyler ifade ederler. En önemlisi “büyük yarış”la hiçbir alakaları yoktur. Her objenin kendi büyülü bir önemi vardır. Her obje kapalı bir kutu gibi görünür ve başkalarına bağdaşıklık yoluyla veya onları tamamlayarak hitap eder. Bu bağdaşıklık sadece tamamlayıcıların da olduğu mükemmellikten kaynaklanır. İkisi beraber önemli bir sistem oluştururlar. Bütün bu parçalar basit bir geometrik modelle bir arada tutulur ve evin yapısına büyük ölçüde karışmaz. Eğer tamamlayıcıların kendine ait bir mimari karakteri varsa buna karışılmamalı ve saygı duyulmalıdır. Eğer yoksa kozmetik uygulamalarla ona değer vermeye çalışmanın bir anlamı yoktur. En az çaba bu ilkede vardir. Şiddet içermeyen, iletişim kurmayan sistemleri kapalı tutmaya yönelik ve aynı zamanda dinginlik ve hayatin asıl şekli hakkında fikir veren bir dizi hareket.
Klasik bir hayat tarzı, her şeyi yerli yerinde kullanır, yansıma için kendine bir alan açar ve eşyaları bunun etrafına birer görüntü olarak yerleştirir. Bu kararlarını acele etmeden veren, günümüz ve geçmiş arasında arkeolojik bir köprü kuran macerasız bir yaşam tarzıdır.
Halihazırda günümüz arkeolojisine ait mobilyalar var. Bunlar, Le Corbusier, Mies, Breuer, Mart Stam, Aalto, Eileen Green’in, Wilhelm Wagenfeld veya Marianne Brandt’in aksesuarları. Hepsi 1920lerden veya 1930lardan kalma ve bütün testlerden, hatta en zoru olan yeniden üretim testinden bile, yüzlerinin akıyla çıkmış objeler.

Le Corbusier ve Breuer Mobilyaları
Daha yolda geleceğin arkeolojisine ait başka mobilyalar var. Bunlar her zaman çok parlak olan, süslü veya oldukça sade ama aynı yöndeki amaçlarla donatılmış simgeler. Kromdan ve aynadan, parlak metallerden veya ağaçtan, deri ve kürkten, camdan, mermerden veya plastikten yapılmış mobilyalar var. Fakat hepsi kendi uzun ömürlerini ve kendi kendilerine yetebilirliklerini beyan ediyorlar.
İnsanın aklına sert, parlak, bir mağaradaymış gibi geometrik bir şekilde düzenlenmiş mobilyalar geliyor. Kristaller gibi saklanmış, karanlıkta cilalı bir nesne haline gelene kadar büyüyüp gün ışığında ortaya çıkması umulan fikirler gibi...
Bolluğun ve sözde sorunların olduğu bir dönemde (dekorasyonda bunlardan biridir), açıklık için yapılan her hareket ve bir sebeple yapılan her eşya, çölde gökten düşmüş siyah bir taş gibi görünür.
Yapılacak tek şey siyah taşları aramak, onları uzun bir süre cilalamak, onlara kesin bir küp veya parallelogram şekli vermek ve onları oturma odalarına, plaja, çimenlerin üzerine ve herhangi bir “İtalyan Meydanı” asfaltına yerleştirmektir.
Çeviri: Ekin Balabanlılar
Peter Lang, William Menking (2003); Superstudio: Life Without Objects içinden.



