Mekanın Küresel ve Yerel Ölçekte Değişimi
Hakkı Yırtıcı

20. yüzyılın sosyal bilimler alanındaki mekana bakışını kabaca iki döneme ayırmak mümkündür. Bunlardan birincisi, yüzyılın başından İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar etkili olan ve mekanı edilgen bir nesne olarak ele alan “mekansal planlama”; diğeri ise özellikle 70’lerle beraber belirginleşen ve mekana ait kültürel ve coğrafi farklılıkları ön plana çıkaran “mekansal farklılaşma” olarak adlandırılabilecek değerlendirmelerdir. Her iki görüş de mekanı kapitalist ekonominin piyasa koşulları içinde anlamlandırmasına rağmen, birinci anlayış mekanı edilgen bir alan olarak tanımlarken, ikincisi mekanı kendine ait farklılıkları içinden anlamaya çalışmaktadır.
“Mekansal planlama” denebilecek ilk dönemde mekan, kapitalizmin ekonomik determinizminin nesnesi olarak, rasyonel bir işlevselcilik düşüncesi ile büyük planlama kararları temelinde dönüşen bir alandır. Kapitalizmin bu döneminde ölçek ekonomisinin hakim üretim tarzı olduğu düşünülecek olursa, mekanın da dönüşümü ve üretimi benzer kalıplar içinden gerçekleşmektedir. Fordist üretimin kitlesel pazarlar için üretimi, homojen pazar anlayışı ve uzun vadeli yatırım mekanizmaları kendisine mekansal üretim alanında, büyük yatırım ve dönüşüm projeleri, mekanın işlevsel alanlara bölünmesi, tümdengelimci karar mekanizmaları ve mekanın müdahale edilebilir, homojen bir bütün olarak algılanması olarak yer bulmaktadır. Dönemin şehircilik anlayışına bakıldığında, kentsel coğrafyanın işlevsel parçalara ayrılmış, bir dizi soyutlamanın ürünü olarak örgütlenmiş, arada sayısız dolayımın bulunduğu bir makine olarak algılandığı görülür.

Fordist üretimin simgesi montaj hattı
“Mekansal farklılaşma” olarak adlandırılabilecek ikinci dönem ilk dönemin mekan anlayışında farklı bir mekan düşüncesine sahiptir. Bu düşünceye göre mekan sadece ekonomik determinizmin tümdengelimci tavrı ile anlaşılamayacak bir dizi coğrafi, sosyal ve kültürel olguyu barındırmaktadır. Mekan ile girişilecek her türlü ilişkide mekana özgü bu yapı dikkate alınmalıdır. Dönemin hakim üretim tarzı olan “esnek birikim” de, “çeşit ekonomisi”ne dayanan bir yapıya sahiptir. Esnek birikim ve çeşit ekonomisi, talebin değişken olmasına bağlı olarak küçük miktarda ve geniş bir ürün gamı yelpazesinde üretim yapılmasını gerektirmektedir. Piyasanın önceden tahmin edilemeyecek değişken koşulları karşısında, talep anında, talebin niteliğine ve miktarına bağlı olarak o anda üretim yapmak önemlidir. Rekabet kavramı da artık bu esnekliğin sağlanmasına ve mekansal farklılıkların hem üretim hem tüketim alanında doğru değerlendirilmesine dayanmaktadır. Üretimin örgütlenmesinin mekansal farklılığın değerlendirilmesine dayalı olan bir rekabet anlayışı çerçevesinde gelişmesi mekansal farklılıkları, her mekanın kendine özgü coğrafi, kültürel ve sosyal özelliklerini ön plana çıkarmaktadır.
70’lerden beri yaşananlar dikkate alınacak olursa, özellikle bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki devrimci gelişmeye bağlı olarak, farklı ekonomilerin kapitalizmin daha önceki dönemlerinden çok daha güçlü bir şekilde birbirine entegre olmaları; “esnek birikim”in kendine özgü koşullarının taşeronluk ilişkilerini güçlendiren yapısı ve bu durumun yerel farklılıkları önemli hale getirmesi kapitalizme yeni bir boyut kazandırmaktadır. Kapitalizmin bu yeni boyutu, küreselleşen ve akışkanlığını arttıran ekonomik faaliyetler karşısında yerelliğin ve mekansal özelliklerin önem kazandığı ve üretimin yeni örgütlenme biçiminin yerel farklılıkları da göz önüne alan rekabetçi bir yapı geliştirdiği ve böylelikle yerelliğin küresel alana taşınabildiği bir yapılanma ortaya çıkarmaktadır.
Küreselleşen kapitalizmin bu yeni şekli ikircikli bir şekilde yerel ilişkileri gündeme getirmektedir. İlk bakışta birbirlerine karşı gibi duran küresel ve yerel kavramları bu anlamda sermaye açısından birbiri içine geçmiş, önemli kavramlar haline gelmektedir. Bir mekan ölçeği olarak yerelliğin önem kazanması, mekanda gerçekleşen sosyal ilişkileri, kültürel değerleri ve coğrafi yapıyı ön plana çıkarmaktadır. Daha önce tümdengelimci bir tavırla göz ardı edilen tüm bu olgular bu sefer kapitalizmin örgütlenmesinin önemli alt parçaları haline gelmektedirler.
Yukarıda ortaya konan durum, sanıldığının aksine, küreselleşmenin bütün dünyanın “tek”leşmesi anlamına gelmediği, yerelliğin yeni bir boyut olarak küresel ölçeğe taşındığını göstermektedir. Yerel yönetimlerin önem kazanması, bölgesel farklılıkların değişime ve piyasa ekonomisi içinde dolaşıma çıkmaya hazır hale gelmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayısındaki artış ve bunların ülke gelirlerinde önemli bir pay edinmeye başlaması ve uluslararası alanda iş yapmaya başlamaları bu sürecin parçalarıdır. Sonuç olarak küreselleşme sadece Batı’nın değerlerinin dünyanın geri kalanı tarafından benimsenmesi anlamına gelmemekte, aynı zamanda yerel özelliklerin küresel ölçekte dolaşıma çıkması ve piyasa ekonomisi içinde değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası küresel ile yerel ilişkiler arasında iki yönlü bir akış bulunmaktadır.
Kapitalizmin yeni biçiminde yaşanan küresel – yerel ilişkisi bir örneklemeyle çok daha iyi anlaşılacaktır. Bir “fastfood” zinciri olan ve küreselleşme ile Batı’nın kendi değerlerini dünyanın geri kalan kısmına yaymanın simgesi haline gelen “McDonalds” aslında küresel ile yerel arasında ilişki kuran bir şebeke niteliğindedir. Bir açıdan bakıldığında, McDonalds gerçekten Batı tarzı bir yemek kültürünün küresel alanda dolaşıma çıkmasını içermektedir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve SSCB’nin dağılmasının ardından ilk McDonalds restoranı Moskova’da açıldığında önünde oluşan uzun kuyruk, Mcdonalds’ın bu ilk imgesini güçlendirir niteliktedir. Ancak bugün dünyanın her yanındaki McDonalds restoranlarının menüsünde, bulunduğu coğrafyanın kendine özgü koşullarını içeren değişiklikler yapılmıştır. Örneğin Türkiye’deki McDonalds restoranlarındaki “Türk damağına uygun köfteburger”, yerel bir özelliğin küresel bir sürece katılmasını göstermektedir. Ramazan ayında yine McDonalds’larda satışa sunulan özel Ramazan menüsü de iyi bir örnektir. Benzer bir şekilde, Hindistan’da kutsal olduğu için inek eti kullanılmamakta, dünyanın her yerinde, mekansal farklılıklara bağlı olarak, küresel ölçekte işleyen sermaye yerel özellikleri dikkate almakta ve hatta bunları dolaşıma sokmaktadır. Kuşkusuz bu konuda tek örnek McDonalds restoranları değildir. 2001 yılında Türkiye’de bankacılık sektöründeki yapısal değişikliğin ardından sermaye piyasasına giren ve uluslararası bir banka olan HSBC’nin sloganı “dünyanın yerel bankası” şeklindedir. Bankanın reklamlarında yerel bilginin önemi ve dünya ölçeğinde verilen belirli standartta bir hizmetin yerel ölçekle buluşması vurgulanmaktadır.

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) ülkelerin gelirinde önemli yer edinmeleri, ayrıca sadece yerel ve ulusal sınırlar içinde kalmayarak, uluslararası piyasalarda rekabet etmeye başlamaları ise yerel ölçekten küresel ölçeğe akışı göstermektedir. Örneğin bugün Antalya’daki çiçek seralarından, özellikle de artık küresel bir gelenek haline gelmeye başlayan “sevgililer günü”nde Avrupa Birliği ülkelerine KOBİ’ler tarafından çiçek ihracatı gerçekleştirilmektedir.
Ancak burada kaçırılmaması gereken nokta, küresel ve yerel ilişkiler arasında yaşanan etkileşimde, kapitalist örgütlenmenin yeni biçimleri mekanda geçen olayları ön plana çıkarır ve küresel akışkanlığın debisini arttırmak için kullanırken, sadece bu sürece eklenebilecek ve ekonomik değeri olan yerellikler ve farklılıklar ön plana çıkmaktadır. Yerel ölçekten küresel ölçeğe akışta küresel sermayenin karlılığını arttırmak yönündeki ekonomik filtresi devreye girmektedir. Küresellik ile yerellik arasında kurulan ilişkide halen küresel ilişkiler hakim konumdadır. Daha önceki mekan anlayışından ve bunun kapitalist ekonomi tarafından belirlenmesinden farklı olmakla beraber, mekansal farklılıkların niteliği halen sermayenin ekonomik determinist tavrı tarafından belirlenmektedir.
Günümüzde kapitalist ekonominin dönüştürücü gücü karşısında mekansal farklılıkların varlığını koruyabilmesinin tek yolu, sermayenin küresel akışı içinde kendine yer bulabilmeleridir. Bu sürece katılamayan ama yerel ve kültürel anlamda mekanın değerini ve farkını oluşturan süreçler varlığını koruyamamakta ve hızla yok olmaktadırlar. Hatta küresel ile yerel olan arasında kurulan bu yeni mekansal ilişki, sürecin dışında kalanlar için yok olma sürecini hızlandırmaktadır. Bu çerçevede sürece katılamayan her anlamda yerel değerin varlığını koruyabilmesi, kapitalist ekonomi tarafından tüketim ideolojisi ile belirlenen bir sistem içinde dolaşım değeri olduğunun ispatlamasını ya da dolaşım değeri olacak şekilde yapısal bir değişiklik geçirmesini gerektirmektedir.
Not: Bu metin Bilgi Üniversitesi Yayınların'dan 2005 yılında çıkan "Çağdaş Kapitalizmin Mekansal Örgütlenmesi" isimli kitaptan alınmıştır.
“Mekansal planlama” denebilecek ilk dönemde mekan, kapitalizmin ekonomik determinizminin nesnesi olarak, rasyonel bir işlevselcilik düşüncesi ile büyük planlama kararları temelinde dönüşen bir alandır. Kapitalizmin bu döneminde ölçek ekonomisinin hakim üretim tarzı olduğu düşünülecek olursa, mekanın da dönüşümü ve üretimi benzer kalıplar içinden gerçekleşmektedir. Fordist üretimin kitlesel pazarlar için üretimi, homojen pazar anlayışı ve uzun vadeli yatırım mekanizmaları kendisine mekansal üretim alanında, büyük yatırım ve dönüşüm projeleri, mekanın işlevsel alanlara bölünmesi, tümdengelimci karar mekanizmaları ve mekanın müdahale edilebilir, homojen bir bütün olarak algılanması olarak yer bulmaktadır. Dönemin şehircilik anlayışına bakıldığında, kentsel coğrafyanın işlevsel parçalara ayrılmış, bir dizi soyutlamanın ürünü olarak örgütlenmiş, arada sayısız dolayımın bulunduğu bir makine olarak algılandığı görülür.

Fordist üretimin simgesi montaj hattı
“Mekansal farklılaşma” olarak adlandırılabilecek ikinci dönem ilk dönemin mekan anlayışında farklı bir mekan düşüncesine sahiptir. Bu düşünceye göre mekan sadece ekonomik determinizmin tümdengelimci tavrı ile anlaşılamayacak bir dizi coğrafi, sosyal ve kültürel olguyu barındırmaktadır. Mekan ile girişilecek her türlü ilişkide mekana özgü bu yapı dikkate alınmalıdır. Dönemin hakim üretim tarzı olan “esnek birikim” de, “çeşit ekonomisi”ne dayanan bir yapıya sahiptir. Esnek birikim ve çeşit ekonomisi, talebin değişken olmasına bağlı olarak küçük miktarda ve geniş bir ürün gamı yelpazesinde üretim yapılmasını gerektirmektedir. Piyasanın önceden tahmin edilemeyecek değişken koşulları karşısında, talep anında, talebin niteliğine ve miktarına bağlı olarak o anda üretim yapmak önemlidir. Rekabet kavramı da artık bu esnekliğin sağlanmasına ve mekansal farklılıkların hem üretim hem tüketim alanında doğru değerlendirilmesine dayanmaktadır. Üretimin örgütlenmesinin mekansal farklılığın değerlendirilmesine dayalı olan bir rekabet anlayışı çerçevesinde gelişmesi mekansal farklılıkları, her mekanın kendine özgü coğrafi, kültürel ve sosyal özelliklerini ön plana çıkarmaktadır.
70’lerden beri yaşananlar dikkate alınacak olursa, özellikle bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki devrimci gelişmeye bağlı olarak, farklı ekonomilerin kapitalizmin daha önceki dönemlerinden çok daha güçlü bir şekilde birbirine entegre olmaları; “esnek birikim”in kendine özgü koşullarının taşeronluk ilişkilerini güçlendiren yapısı ve bu durumun yerel farklılıkları önemli hale getirmesi kapitalizme yeni bir boyut kazandırmaktadır. Kapitalizmin bu yeni boyutu, küreselleşen ve akışkanlığını arttıran ekonomik faaliyetler karşısında yerelliğin ve mekansal özelliklerin önem kazandığı ve üretimin yeni örgütlenme biçiminin yerel farklılıkları da göz önüne alan rekabetçi bir yapı geliştirdiği ve böylelikle yerelliğin küresel alana taşınabildiği bir yapılanma ortaya çıkarmaktadır.
Küreselleşen kapitalizmin bu yeni şekli ikircikli bir şekilde yerel ilişkileri gündeme getirmektedir. İlk bakışta birbirlerine karşı gibi duran küresel ve yerel kavramları bu anlamda sermaye açısından birbiri içine geçmiş, önemli kavramlar haline gelmektedir. Bir mekan ölçeği olarak yerelliğin önem kazanması, mekanda gerçekleşen sosyal ilişkileri, kültürel değerleri ve coğrafi yapıyı ön plana çıkarmaktadır. Daha önce tümdengelimci bir tavırla göz ardı edilen tüm bu olgular bu sefer kapitalizmin örgütlenmesinin önemli alt parçaları haline gelmektedirler.
Yukarıda ortaya konan durum, sanıldığının aksine, küreselleşmenin bütün dünyanın “tek”leşmesi anlamına gelmediği, yerelliğin yeni bir boyut olarak küresel ölçeğe taşındığını göstermektedir. Yerel yönetimlerin önem kazanması, bölgesel farklılıkların değişime ve piyasa ekonomisi içinde dolaşıma çıkmaya hazır hale gelmesi, küçük ve orta ölçekli işletmelerin sayısındaki artış ve bunların ülke gelirlerinde önemli bir pay edinmeye başlaması ve uluslararası alanda iş yapmaya başlamaları bu sürecin parçalarıdır. Sonuç olarak küreselleşme sadece Batı’nın değerlerinin dünyanın geri kalanı tarafından benimsenmesi anlamına gelmemekte, aynı zamanda yerel özelliklerin küresel ölçekte dolaşıma çıkması ve piyasa ekonomisi içinde değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Kısacası küresel ile yerel ilişkiler arasında iki yönlü bir akış bulunmaktadır.
Kapitalizmin yeni biçiminde yaşanan küresel – yerel ilişkisi bir örneklemeyle çok daha iyi anlaşılacaktır. Bir “fastfood” zinciri olan ve küreselleşme ile Batı’nın kendi değerlerini dünyanın geri kalan kısmına yaymanın simgesi haline gelen “McDonalds” aslında küresel ile yerel arasında ilişki kuran bir şebeke niteliğindedir. Bir açıdan bakıldığında, McDonalds gerçekten Batı tarzı bir yemek kültürünün küresel alanda dolaşıma çıkmasını içermektedir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve SSCB’nin dağılmasının ardından ilk McDonalds restoranı Moskova’da açıldığında önünde oluşan uzun kuyruk, Mcdonalds’ın bu ilk imgesini güçlendirir niteliktedir. Ancak bugün dünyanın her yanındaki McDonalds restoranlarının menüsünde, bulunduğu coğrafyanın kendine özgü koşullarını içeren değişiklikler yapılmıştır. Örneğin Türkiye’deki McDonalds restoranlarındaki “Türk damağına uygun köfteburger”, yerel bir özelliğin küresel bir sürece katılmasını göstermektedir. Ramazan ayında yine McDonalds’larda satışa sunulan özel Ramazan menüsü de iyi bir örnektir. Benzer bir şekilde, Hindistan’da kutsal olduğu için inek eti kullanılmamakta, dünyanın her yerinde, mekansal farklılıklara bağlı olarak, küresel ölçekte işleyen sermaye yerel özellikleri dikkate almakta ve hatta bunları dolaşıma sokmaktadır. Kuşkusuz bu konuda tek örnek McDonalds restoranları değildir. 2001 yılında Türkiye’de bankacılık sektöründeki yapısal değişikliğin ardından sermaye piyasasına giren ve uluslararası bir banka olan HSBC’nin sloganı “dünyanın yerel bankası” şeklindedir. Bankanın reklamlarında yerel bilginin önemi ve dünya ölçeğinde verilen belirli standartta bir hizmetin yerel ölçekle buluşması vurgulanmaktadır.

Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) ülkelerin gelirinde önemli yer edinmeleri, ayrıca sadece yerel ve ulusal sınırlar içinde kalmayarak, uluslararası piyasalarda rekabet etmeye başlamaları ise yerel ölçekten küresel ölçeğe akışı göstermektedir. Örneğin bugün Antalya’daki çiçek seralarından, özellikle de artık küresel bir gelenek haline gelmeye başlayan “sevgililer günü”nde Avrupa Birliği ülkelerine KOBİ’ler tarafından çiçek ihracatı gerçekleştirilmektedir.
Ancak burada kaçırılmaması gereken nokta, küresel ve yerel ilişkiler arasında yaşanan etkileşimde, kapitalist örgütlenmenin yeni biçimleri mekanda geçen olayları ön plana çıkarır ve küresel akışkanlığın debisini arttırmak için kullanırken, sadece bu sürece eklenebilecek ve ekonomik değeri olan yerellikler ve farklılıklar ön plana çıkmaktadır. Yerel ölçekten küresel ölçeğe akışta küresel sermayenin karlılığını arttırmak yönündeki ekonomik filtresi devreye girmektedir. Küresellik ile yerellik arasında kurulan ilişkide halen küresel ilişkiler hakim konumdadır. Daha önceki mekan anlayışından ve bunun kapitalist ekonomi tarafından belirlenmesinden farklı olmakla beraber, mekansal farklılıkların niteliği halen sermayenin ekonomik determinist tavrı tarafından belirlenmektedir.
Günümüzde kapitalist ekonominin dönüştürücü gücü karşısında mekansal farklılıkların varlığını koruyabilmesinin tek yolu, sermayenin küresel akışı içinde kendine yer bulabilmeleridir. Bu sürece katılamayan ama yerel ve kültürel anlamda mekanın değerini ve farkını oluşturan süreçler varlığını koruyamamakta ve hızla yok olmaktadırlar. Hatta küresel ile yerel olan arasında kurulan bu yeni mekansal ilişki, sürecin dışında kalanlar için yok olma sürecini hızlandırmaktadır. Bu çerçevede sürece katılamayan her anlamda yerel değerin varlığını koruyabilmesi, kapitalist ekonomi tarafından tüketim ideolojisi ile belirlenen bir sistem içinde dolaşım değeri olduğunun ispatlamasını ya da dolaşım değeri olacak şekilde yapısal bir değişiklik geçirmesini gerektirmektedir.
Not: Bu metin Bilgi Üniversitesi Yayınların'dan 2005 yılında çıkan "Çağdaş Kapitalizmin Mekansal Örgütlenmesi" isimli kitaptan alınmıştır.



