Oyunu Bozmak: Şehrin Uzamsal Kurallarını Hergün Yeniden Tanımlamak Mümkün Mü?

Esra Bakkalbaşıoğlu

Günlük şehirli hayatınızın kurallarını düşünün, en büyük kuralkoyucumuz annemiz, babamız, sevgilim, kocamız, devletimiz falan filanımız değil içinde yaşadığımız uzamlar aslında. Nereden geçeceğimizi, nerede ne yapacağımızı, nasıl hareket etmemiz gerektiğini iki nokta arası ulaşımızı hep uzamsal kısıtlamalar belirliyor ve diğerlerinin kurallarından destek alarak bunlara itihati pekiştiriyor. “Çimlere basmayınız” yazdıkları için başa bir yoldan yürüyoruz, özel mülk olduğu için etrafından dolanıyoruz, karşımıza çıkmaz sokak veya duvar çıktığı için geri dönüyoruz. Tüm bunların olmadığı bir şehir nasıl olurdu? Uzamın, bildiğimiz kuralların işlemediği ve sonsuz olasıklıklara açık olduğu bir şekli var mı, engellerin bizi engelleyemediği bir yer? Bana çılgınca fütüristik gelen bu düşünceler biryerlerde birilerinin gerçeği aslında.

De Certeau uzam ile mekan arasında önemli bir ayrım yapar. Bu ayrıma göre mekanda ‘uygun’ kurallar geçerlidir, mekan içerisinde yer alan şeyler belirli olan bir yerde ve belli bir mesafede yer alır. Belli bir sistemde varolmalarıdır içindeki bulundukları mekanı mekan yapan şey. Dolayısıyla mekandan bahsettiğimiz anda aslında durağanlıktan bahsederiz. Yeri yurdu, sırası, yönü olan ve aralarından şu ya da bu nedenle belli mesafeler bulunan şeylerin olduğu yerdir mekan. Bunun yanında uzam değişkendir ve dolayısıyla hiçbir şekilde mekan gibi durağan bir uygunluk içerisinde olamaz. Zaten [“uzam uygulanılan bir mekandır”] space is a practiced place” diyerek de uzamın uzam olabilmesi pratiklerle doğrudan ilişkili olduğunu anlatır usta. Çizdiği teorik çerçeveyi günlük hayata etkilerini anlatmak için bir gökdelenin üzerinden aşağıya bakan birisinin göreceklerini anlatan De Certeau şehrin kullanımımıza sunuluş şeklinin ne kadar kısıtlayıcı ve yönlendirici olduğunu ve bunu kırmak için yapılan herhangi bir hareketin aslında bir direniş şekli olduğunu söyler. Bu direniş yöntemlerinden birisi de vitrinlere bakmaktır.

Kapitalist sistem uyarınca alışveriş merkezlerinin veya alışveriş caddelerinin varlık amacı insanların bir şeyler satın almasıdır. Sistem ve alanın kurgusu bunu cazip kılmak üzerine şekillendirilmiştir. De Certeau’nun okuyucunun dikkatini çektiği nokta ise tam da bu kurulu düzen nedeniyle günlük hayatımızda yaptığımız bazı küçük direniş örneklerine dikkatimizi çekmektir. Alışveriş yapmadığınız ama mağaza vitrinlerine baktığımız (windows shopping) denilen olay tam da asıl amacı es geçiyor olması nedeniyle bir direniş yöntemidir. Bu şekilde bilinçsiz olarak kullandığımız küçük taktikler ile sisteme ve onun devamını sağlamak üzere onun mantığı tarafından düzenlenen şehre meydan okumuş oluyoruz. Vitrin bakma pratiğini başka örneklere de taşıyabiliriz. Böylece yukarıda da belirttiğimiz üzere uzamı kendi pratiklerimiz ile yeniden ve yeniden yaratır, onun kurgusunu bir şekilde değiştirmiş oluruz. De Certeau her birimizin kolaylıkla yapabileceği pasif direnişlerden dem vururken birileri hepimizin yapamayacağı (hatta çok çok azımızın yapabileceği) daha aktif direniş yöntemleri ile hem bildiğimiz anlamda uzamsal kurallara dil çıkarıyor hem de hayatı daha eğlenceli kılmaya çalışıyor.



Kendilerine ‘freerunner’ [serbest koşucu] diyen bu insanlar, genel hatlarıyla anlatmak gerekirse, şehri bize dayatılan parkurların dışında kullanıyorlar. Mesela karşılarına bir duvar çıkınca etrafından dolanmak yerine üzerinden atlıyorlar. Bir spor olarak kayıtlara geçen bu aktiviteye ‘parkour’ veya ‘freerunning’ deniyor. Aslında bu iki kavram arasında bazı farklar var. ‘Parkour’ yapanlar için amaç belli bir hedefe bize dayatılan yollarla değil daha özgür ve alternatif yöntemlerle ulaşmak. ‘Freerunner’lar için ise bunun dışında ve ötesinde amaç daha estetik bir kullanım ve şehirle farklı bir ilişki kurmak. Onlar eylemlerini havada atılan taklalar ve aynı yerde yapılan farklı hareketlerle renklendiriliyorlar. Her iki durumda da sonuç şehirsel uzamın dayatmalarınınn kırılıp bükülmesi ile yeni yeni olasılıkların yaratılması. Onlar bu sporu yaparken bunları düşünüyor mu bilmiyorum, ama ben onları izlerken düşünüyorum.

İnsanlar oyun oynamayı büyüdükleri için bırakmıyorlar oyun oynamayı bıraktıkları için büyüyorlar diyor bir takım üyesi. Şehri değiştiremezsiniz ama kendi hareketlerinizi değiştirebilirsiniz. Onlar hareketlerini değiştirdikleri oranda şehrin onlara sunduğu hareket olasılıkları artıyor, şehir bildiğimizin dışında yeni olasılıklarla dolu bir alan haline geliyor. Engeller bir noktadan özgürleştirici olasılıklar halini alıyor, zira o engelle ne yapacakları onların hayal gücüne ve fiziksel yeterliliklerinden başka herşeyden bağımsızlaşıyor. Ne “yapılması gerektiği” veya ne “yapmanın zorunlu olduğu” değil ne “yapmanın mümkün olduğu” bir dünyaya adım atıyorlar. Onların gözünde bu kadar özgürleştirici olan şeyin sonuçta insanın fiziksel kapasitesi ve uzamda inşa edilmiş olanların yapısıyla sıkı sıkıya ilişkili olan bazı sınırları ve aşılamaz noktaları da var elbette. Sonuçta herşey mümkün değil, ne yazık ki. Her durumda bizim yaşadığımız uzamdan daha özgür bir uzam kurguladıkları bir gerçek. Aynı duvara baktığımızda ben imkansızı görürken onlar onlarca olasılık görüyorlar. Bu, mekan üzerinden yeniden düşünme, farklı düşünmeye başlama durumu aklın ulaşabildiği diğer birçok alanda da farklı, kalıplar dışında bir düşünme pratiğine yol açabilir. Ne de olsa aklımızın bize dayattığı sınırlar ve kurallar bütünü şehrin dayattıkları gibi. Birinde özgürleşmek ve farklı düşünebilme yetisini kazanmak diğerinde de farklılaşabilmeyi ve kalıpların biraz olsun açılmasını sağlayabilir.



Tabiki herşey gibi bu tür direniş de birilerinin para kazanmasına katkı sağlıyor. Mesela bilinen bir freerunner ekibi olan Hollandalı Team Jiyo dünya çapında bilinen bir mimarlık şirketi olan BIG Architects’e daha özgür mekanlar yaratmaları konusunda mimari danışmanlık yapıyor ve süreç BIG tarafından 2010 Şangay Expo’da inşa edilmekte olan Hollanda podyumunun bir freerunning parkuru olarak kullanılmasına kadar uzanıyor. Bir yandan şehirden oyun bahçeleri yaratan bu insanlar diğer yandan bu işi ticarete döktükleri, mimarlık şirketlerine danışmanlık yaptıkları ölçüde yaptıkları aktivitenin ruhuna ve direnişin mantığına aykırı davranıyor ve yeni bir düzenin kurulmasına yardımcı oluyorlar. O noktada şehrin farklı bir şekilde ama yeniden sınırlandırılmasının öteye geçemiyorlar. Bir yandan eski sınırları silerken diğer yandan üzerlerine yeni mimari sınırlar çiziyorlar. Umulan odur ki yeni fikirler ve yeni freerunner’lar bu yeni alanların da kendine özgü kurallarını darma duman edecekler ve her zaman yeni olasılıklar olduğuna, uzamın sonsuz olasılıklar bütünü olduğuna dair inancımızı pekiştirecekler.

Türkiyeli parkourcular için tiyolar ve öneriler: http://www.acrorun.com/tr/

Michel De Certeau, The Practice of Everyday Life, University of California Press, 2002, p.117.