Küreselleşen Sermayenin Mekansal Organizasyonları; Bölüm 2
Hakkı Yırtıcı
Küreselleşmenin en önemli unsurlarından biri, Marx’ın bundan 150 yıl önce Grundrisse’de söylediği gibi, mekanın zaman tarafından yok edilmesi, mekanın anlamını ve önemini yitirmesidir. Küreselleşmenin akışkanlığının debisi, “coğrafyanın sonu”, “mesafenin ölümü” olarak adlandırılan durumları ortaya çıkarmaktadır. Bugünün küresel ekonomisinin anahtar kelimeleri olan küreselleşme, bilgi akışı, ekonomi ve iletişim artık mekanın varlığını sürdüremeyeceklerini iddia ederler. Küresel ekonomi için mekanın modası geçmiştir (Sassen, 1993).
Ancak kendi akışını kolaylaştırmak için mekansal farklılıkları yok eden küreselleşme her defasında mekanın direnci ile karşılaşmakta, coğrafyanın kendine özgü farklılıkları ile hesaplaşmak zorunda kalmaktadır. Küreselleşmenin göz ardı ettiği şey, küreselleşmenin ikircikli bir şekilde yeni mekansal farklılıklar yarattığı ve yayıldığı her coğrafyada bununla uzlaşmak zorunda olduğudur. Bugün küreselleşmenin en büyük sorunu ve küreselleşme karşıtlarının üzerinde önemle durdukları nokta, küreselleşmenin gelişmiş ve az gelişmiş bölgeler yaratması, bu bölgesel farklılıkları kullanarak belirli bir azınlığın zenginliğini arttırması ve bu esnada her türlü kültürel farklılık ve kimlik arayışının altının deşilmesidir. Küreselleşen dünyanın yerel farklılıklar ile uzlaşması, farklılıkların küreselleşen dünya içinde nasıl yer alacağını düşünmesi gerekmektedir. Bu küresel ile yerel olanın, homojenlik ile heterojenliğin, türdeşlik ile farklılığın arasındaki gerilimin bir arada varolma sorunudur ve “mekan” üzerinden yapılacak tanımlamalar; bölgesel farklılıkları ve barındırdığı çeşitlilikleri dikkate alan çözümler burada kilit bir araç konumundadırlar.
Kapitalizm tarih boyunca aşırı birikim krizlerini, özgün mekansal organizasyonlar kurarak aşmaya çalışmıştır. Örneğin 19. yüzyıl ilerlemesinin simgesi olan demiryolu ve istasyonlar, kapitalizmin mekansal engelleri aşmasının ve dünyaya yayılmasının araçlarıdır. 20. yüzyılın başında, ilk defa küçük ölçekli inşaat şirketleri ve geleneksel yöntemler yerine devletin regülasyonu ile gelişen toplu konut üretimi, sosyal ve kültürel anlamlarının yanı sıra, istikrarlı bir tüketici topluluğu oluşturulmasını sağlayan ve kapitalizmin kendisini uzun vadede sağlama almasını amaçlayan bir mekansal organizasyondur (Bilgin, 1994). 19. yüzyılın hareket ve istikrarsızlığından sonra devlet regülasyonu ile insanların konut sahibi olmaları ve tam istihdam sayesinde konut sahipleri iyi birer tüketiciye dönüşmüşlerdir. Konut yeni gelişen küçük ev aletleri sektörüne ait ürünlerin dolduğu, bir statü aracı olarak sergilendiği bir “container” biçimini almıştır (Kaçel, 1998). Yine bugün havaalanları ve limanlar, ya da gelişmiş otoyol sistemleri kapitalizmin karlılığı önündeki mekansal engelleri aşmak, akışkanlığını arttırmak amacıyla oluşturduğu özgün mekansal organizasyonlardır. Tüketim toplumunun simgesi olan büyük alışveriş merkezleri ve hipermarketler de, tüketimin yeniden örgütlendiği mekansal biçimlenişlerdir.
Küreselleşen ekonomi ile mekansal organizasyonlar arasındaki ilişkiye en canlı örnek burada ele alınan hipermarketlerdir. Sermayenin tüketim alanındaki yeniliklerine bakılarak, yine tüketimi organize etmek amacıyla ortaya çıkan bir mekansal biçimleniş olan hipermarketlerin gelecekte internet üzerinden alışveriş karşısında yok olacağı ileri sürülebilir. Bu sav bir noktaya kadar doğru da olabilir. İnternet, dünyanın her yerinden, her saat internetin sanal mekanına giren kullanıcılara 24 saat kesintisiz, yerlerinden kıpırdamaları gerekmeden alışveriş imkanı sunmaktadır. Bu durum, özellikle sosyal bilimler içinde, “coğrafyanın sonu” ya da “mesafenin ölümü” olarak tarif edilen ve artık mekansal biçimlenişlerin çok bir anlamı kalmadığını savunan bir düşüncenin ilk bakışta haklı olduğunu göstermektedir. Ancak bilişim sektöründe ve internet alanında yaşananlara daha dikkatli bakıldığında, aslında mekansal değerlerin halen varlığını koruduğu, ancak bu yeni gelişmeler karşısında nitelik değiştirdiği görülecektir.
İnternet üzerinden alışverişin artması ve önümüzdeki yıllarda bu artışın büyük bir ivmeyle devam edeceği yönündeki beklenti, sermayenin sürekli olarak bu alana yatırım yapmasını sağlıyor. Sermaye, devir hızını arttırmak konusunda bu alanda karşısına çıkan sorunları yine yeni mekansal organizasyonlara girerek çözmeye çalışıyor. İnternet üstünden alışverişin artmasına bağlı olarak artan mal dolaşımı, yeni dağıtım şebekelerinin kurulmasını, dağıtımın kesintisiz sürekliliğini sağlamak amacıyla yeni havaalanları ve otoyolların inşasını, belirli bir hiyerarşi içinde depolama alanlarının her coğrafyaya homojen olarak yayılmasını gerektiriyor. Bu perspektiften bakıldığında, geleceğin hipermarketlerinin artık belirli bir bölgede yoğunlaşmayan, coğrafyalar arası bir montaj hattı üstünden çalışan yeni bir mekansal biçimlenişe ve örgütlenmeye sahip olacakları söylenebilir.
Pazarın sürekli genişlemesi ve piyasanın hareketlenme yönündeki gerekliliği coğrafi sürtünmeyi bir sorun olarak sermayenin önüne çıkarmaktadır. Pazarın coğrafi olarak genişlemesi, coğrafi uzaklıkların devreye girmesi ile sermayenin hareketinde ve devir süresinde uzamalara neden olarak olumsuz yönde etkiler. Kapitalizm bu tür mekansal olumsuzlukları yine yeni mekansal organizasyonlar ile aşar. Kapitalist üretim tarzında pazarın coğrafi olarak genişleyebilmesi, ürünlerin pazar yerine akışını hızlandıracak ulaşım ve iletişim ağının kurulması ile olanaklıdır.
Castells (1983) kapitalizmin mekansal engelleri, yeni iletişim sistemleri ve bilgi teknolojilerine dayanan bilgi tabanlı gelişme dediği olgu aracılığı ile nasıl aştığı ve mekansal yerlerin nasıl akışkanlık kazandığı ve kanallara dönüştüğünü anlatır. Şirketlerin bilgi ağları, dünya kapitalist sisteminin genişlemesi ve bütünleşmesinin tabanını oluşturmaktadır. Böylece dünya çapında bir montaj zinciri oluşmakta ve küresel piyasalar ortaya çıkmaktadır. Dünya kapitalist sisteminin yeni mekanı, sürekli değişen akış ağları içinde hiyerarşik bir biçimde sıralanmış mevkilerden oluşan değişken bir geometridir.
Akışkan piyasa ekonomisinin çok önemli olduğu kapitalizmin tarihine bakıldığında, sermayenin akışkanlığını ve devir hızını arttırmak yönünde güçlü bir çaba olduğu görülür. Üretim süresini kısaltmak yönündeki araştırmalar ve dolaşıma çıkan ürünün piyasa koşullarında en kısa sürede tüketici ile buluşması, sermayenin devir hızını kısaltmak açısından hayati öneme sahiptir. Ulaşım ağının parçası olan havaalanları, otoyol sistemleri, depolama ve pazarlama teknikleri bu çabanın ürünüdürler. Bu süreç aslında her iki yöne doğru da hareket etmektedir. Sermaye, gerçekten de yeni iletişim ve bilgi teknolojileri sayesinde çok daha hareketli ve esnek bir hal almış; coğrafyanın sürtünmesini önemli ölçüde azaltmıştır. Ancak mekanı tamamıyla yok ettiğini söylemek zordur. Hatta yeni kapitalist gelişmeler yeni mekansal ilişkilere zemin bile hazırlamaktadır. Çağdaş kapitalizmin mekansal matriksi hem küreselleşme hem de yerelleşme eğilimlerini birleştirip, eklemler. Bir yandan kapitalizm kendi tarihi içindeki en büyük küresel örgütlenmeyi gerçekleştirirken, diğer yandan dikey örgütlenmenin dağılması taşeron ilişkilerini geliştirerek mekansal yığılmayı arttırmakta, bazı bölgeler yeni üretim merkezleri olarak önem kazanmaktadır (Morley, D. ve Robins, K. 1995).
Yukarda bahsedilen tüm mekansal organizasyonlar, daha önce tarihte görülmemiş ve modern kapitalist topluma özgü mekansal organizasyonlardır. Bu mekanların özgünlüğü, sadece içerdikleri yeni işlevler, teknolojik kapasiteleri, örgütlenme düzeyleri ve yetkinlikleri ile ilgili değildir. Kuşkusuz tüm bunlar da tarihte daha önce görülmemiş, özgün şeylerdir. Gerçekten de mimarlık tarihi içinden bakılacak olursa, hem nicelik hem de nitelik olarak fiziksel çevrenin üretimi son iki yüz yıl içinde büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Mimarlık tarihçisi Benevolo’ya (1960) göre son iki yüz yıl içindeki konut üretimi, bütün mimarlık tarihi içindeki konut üretiminden daha fazladır. Burada söz konusu olan sadece niceliksel bir artış değildir. Yeni binalar, işlevler, teknoloji ve beraberindeki değişim insanlara yeni yaşam biçimleri sunmaktadır. Modern kent tarihteki hiçbir mekansal organizasyona benzememektedir. Farklı bir mekan anlayışı ile kendisini gösterir. Ancak daha temel olan, bu mekansal organizasyonların kendi özünde, kurgusunda genel bir dönüşüme işaret etmeleridir ki, onları benzersiz yapan asıl bu özellikleridir. Modern mekan kavramı, geleneksel mekanın hiçbir konvansiyonuna sahip değildir. Modern zamanlara özgü mekan kavramı soyut bir mekan-zaman anlayışına sahip olup; mekana ait her tür değer nicelleşmiştir.
Auge (1992) içinde bulunduğumuz dönemi bir “üstmodernlik” çağı olarak nitelemektedir. Üstmodernlik mekansal ve zamansal aşırılık ile belirlenmektedir. Üstmodernlik çağında tarih hızlanmıştır. Tarihin hızlanması olayların aşırı çoğalmasına tekabül eder. Artık bugün ve yakın geçmişe olaylar bolluğu içinde anlam vermek gittikçe zorlaşmaktadır. Çağdaş dünyaya ait ikinci hızlandırılmış dönüşüm ve üstmodernliğe özgü aşırılığın ikinci figürü mekanla ilgilidir. Mekansal aşırılık üzerinde yaşadığımız gezegenin daralmasını beraberinde getirmiştir. Mekansal aşırı bolluk ölçek değişikliklerinde, görüntülendirilmiş ve imgesel gönderimlerin çoğalmasında ve taşıma araçlarının artan hızlarında kendi ifadesini bulur. Somut olarak çok büyük fiziksel değişimlere yol açmaktadır: Bu durum, kentsel yığılmalar, topluluğun bir yerden bir yere aktarımı ve belki de en önemlisi geleneksel anlamıyla “yer” kavramının karşısına “yok-yerler” (none places) olarak tanımlanacak yeni bir mekan duygusunun ortaya çıkışıyla ilgilidir. Yok-yerler insanların ve malların hızlandırılmış dolaşımı için zorunlu mekanlardır. Ekspres yollar, bankamatikler, hava alanları, büyük alışveriş merkezleri hatta doğrudan taşıma araçlarının kendileri yok-yerleri tarif eder.
Buraya kadar anlatılanların ışığında, küreselleşen ekonominin devir hızını arttırmak amacı ile yeni mekansal organizasyonlar kurması gerektiği ortadadır. Ancak asıl sorun yeni bir zamanda, yeni bir durum karşısında ortaya çıkan bu mekansal organizasyonlara ait yeni bir epistemolojik yaklaşımın eksikliğidir. Modern dünyada mekanın geçirdiği dönüşüme ve içerdiği anlama bakıldığında, Auge’nin “yok-yerler”i, yeni bir mekan kavramı gerektirmektedir. Modern kapitalist toplumlarda mekan artık eski kavramlar üstünden okunamayacak bir hale gelmiştir. Mekana ait her türlü konvansiyonun geçerliliğini yitirdiği bu yeni mekanları değerlendirebilmek ve bu mekanlar içinde geçen yaşamları anlamak için, modern zamanlara ait yeni durumlar üstünden yeni kriterlerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Kaynaklar
Auge, M. (1992), Non-lieux, Seuil [Yer Olmayanlar, çev.: Turhan Ilgaz, Kesit, 1997].
Benevolo, L. (1960), Storia dell’Architectura Moderna, Editori Laterza [Modern Mimarlığın Tarihi, Birinci Cilt: Sanayi Devrimi, çev.: Atilla Tokatlı, Çevre Yayınları, 1981].
Castells, M. (1983), Crisis, Planning and the Quality of Life: Managing the New Historical Relationships Space and Society, Environment and Planning Documents: Society and Space 1.
Kaçel, E. (1999), İdeal Ev Aranıyor, Cogito 18, Yapı Kredi Yayınları.
Morley, D. ve Robins, K. (1995), Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapesand Cultural Boundaries, Routledge [Kimlik Mekanları: Küresel Medya, Elektronik Ortamlar ve Kültürel Sınırlar, çev.: Emrehan Zeybekoğlu, Ayrıntı, 1997].
Sassen, S. (1993), Analytic Borderlands: Economy and Culture in the Global City, Columbia Documents of Architecture and Theory.
Ancak kendi akışını kolaylaştırmak için mekansal farklılıkları yok eden küreselleşme her defasında mekanın direnci ile karşılaşmakta, coğrafyanın kendine özgü farklılıkları ile hesaplaşmak zorunda kalmaktadır. Küreselleşmenin göz ardı ettiği şey, küreselleşmenin ikircikli bir şekilde yeni mekansal farklılıklar yarattığı ve yayıldığı her coğrafyada bununla uzlaşmak zorunda olduğudur. Bugün küreselleşmenin en büyük sorunu ve küreselleşme karşıtlarının üzerinde önemle durdukları nokta, küreselleşmenin gelişmiş ve az gelişmiş bölgeler yaratması, bu bölgesel farklılıkları kullanarak belirli bir azınlığın zenginliğini arttırması ve bu esnada her türlü kültürel farklılık ve kimlik arayışının altının deşilmesidir. Küreselleşen dünyanın yerel farklılıklar ile uzlaşması, farklılıkların küreselleşen dünya içinde nasıl yer alacağını düşünmesi gerekmektedir. Bu küresel ile yerel olanın, homojenlik ile heterojenliğin, türdeşlik ile farklılığın arasındaki gerilimin bir arada varolma sorunudur ve “mekan” üzerinden yapılacak tanımlamalar; bölgesel farklılıkları ve barındırdığı çeşitlilikleri dikkate alan çözümler burada kilit bir araç konumundadırlar.
Kapitalizm tarih boyunca aşırı birikim krizlerini, özgün mekansal organizasyonlar kurarak aşmaya çalışmıştır. Örneğin 19. yüzyıl ilerlemesinin simgesi olan demiryolu ve istasyonlar, kapitalizmin mekansal engelleri aşmasının ve dünyaya yayılmasının araçlarıdır. 20. yüzyılın başında, ilk defa küçük ölçekli inşaat şirketleri ve geleneksel yöntemler yerine devletin regülasyonu ile gelişen toplu konut üretimi, sosyal ve kültürel anlamlarının yanı sıra, istikrarlı bir tüketici topluluğu oluşturulmasını sağlayan ve kapitalizmin kendisini uzun vadede sağlama almasını amaçlayan bir mekansal organizasyondur (Bilgin, 1994). 19. yüzyılın hareket ve istikrarsızlığından sonra devlet regülasyonu ile insanların konut sahibi olmaları ve tam istihdam sayesinde konut sahipleri iyi birer tüketiciye dönüşmüşlerdir. Konut yeni gelişen küçük ev aletleri sektörüne ait ürünlerin dolduğu, bir statü aracı olarak sergilendiği bir “container” biçimini almıştır (Kaçel, 1998). Yine bugün havaalanları ve limanlar, ya da gelişmiş otoyol sistemleri kapitalizmin karlılığı önündeki mekansal engelleri aşmak, akışkanlığını arttırmak amacıyla oluşturduğu özgün mekansal organizasyonlardır. Tüketim toplumunun simgesi olan büyük alışveriş merkezleri ve hipermarketler de, tüketimin yeniden örgütlendiği mekansal biçimlenişlerdir.
Küreselleşen ekonomi ile mekansal organizasyonlar arasındaki ilişkiye en canlı örnek burada ele alınan hipermarketlerdir. Sermayenin tüketim alanındaki yeniliklerine bakılarak, yine tüketimi organize etmek amacıyla ortaya çıkan bir mekansal biçimleniş olan hipermarketlerin gelecekte internet üzerinden alışveriş karşısında yok olacağı ileri sürülebilir. Bu sav bir noktaya kadar doğru da olabilir. İnternet, dünyanın her yerinden, her saat internetin sanal mekanına giren kullanıcılara 24 saat kesintisiz, yerlerinden kıpırdamaları gerekmeden alışveriş imkanı sunmaktadır. Bu durum, özellikle sosyal bilimler içinde, “coğrafyanın sonu” ya da “mesafenin ölümü” olarak tarif edilen ve artık mekansal biçimlenişlerin çok bir anlamı kalmadığını savunan bir düşüncenin ilk bakışta haklı olduğunu göstermektedir. Ancak bilişim sektöründe ve internet alanında yaşananlara daha dikkatli bakıldığında, aslında mekansal değerlerin halen varlığını koruduğu, ancak bu yeni gelişmeler karşısında nitelik değiştirdiği görülecektir.
İnternet üzerinden alışverişin artması ve önümüzdeki yıllarda bu artışın büyük bir ivmeyle devam edeceği yönündeki beklenti, sermayenin sürekli olarak bu alana yatırım yapmasını sağlıyor. Sermaye, devir hızını arttırmak konusunda bu alanda karşısına çıkan sorunları yine yeni mekansal organizasyonlara girerek çözmeye çalışıyor. İnternet üstünden alışverişin artmasına bağlı olarak artan mal dolaşımı, yeni dağıtım şebekelerinin kurulmasını, dağıtımın kesintisiz sürekliliğini sağlamak amacıyla yeni havaalanları ve otoyolların inşasını, belirli bir hiyerarşi içinde depolama alanlarının her coğrafyaya homojen olarak yayılmasını gerektiriyor. Bu perspektiften bakıldığında, geleceğin hipermarketlerinin artık belirli bir bölgede yoğunlaşmayan, coğrafyalar arası bir montaj hattı üstünden çalışan yeni bir mekansal biçimlenişe ve örgütlenmeye sahip olacakları söylenebilir.
Pazarın sürekli genişlemesi ve piyasanın hareketlenme yönündeki gerekliliği coğrafi sürtünmeyi bir sorun olarak sermayenin önüne çıkarmaktadır. Pazarın coğrafi olarak genişlemesi, coğrafi uzaklıkların devreye girmesi ile sermayenin hareketinde ve devir süresinde uzamalara neden olarak olumsuz yönde etkiler. Kapitalizm bu tür mekansal olumsuzlukları yine yeni mekansal organizasyonlar ile aşar. Kapitalist üretim tarzında pazarın coğrafi olarak genişleyebilmesi, ürünlerin pazar yerine akışını hızlandıracak ulaşım ve iletişim ağının kurulması ile olanaklıdır.
Castells (1983) kapitalizmin mekansal engelleri, yeni iletişim sistemleri ve bilgi teknolojilerine dayanan bilgi tabanlı gelişme dediği olgu aracılığı ile nasıl aştığı ve mekansal yerlerin nasıl akışkanlık kazandığı ve kanallara dönüştüğünü anlatır. Şirketlerin bilgi ağları, dünya kapitalist sisteminin genişlemesi ve bütünleşmesinin tabanını oluşturmaktadır. Böylece dünya çapında bir montaj zinciri oluşmakta ve küresel piyasalar ortaya çıkmaktadır. Dünya kapitalist sisteminin yeni mekanı, sürekli değişen akış ağları içinde hiyerarşik bir biçimde sıralanmış mevkilerden oluşan değişken bir geometridir.
Akışkan piyasa ekonomisinin çok önemli olduğu kapitalizmin tarihine bakıldığında, sermayenin akışkanlığını ve devir hızını arttırmak yönünde güçlü bir çaba olduğu görülür. Üretim süresini kısaltmak yönündeki araştırmalar ve dolaşıma çıkan ürünün piyasa koşullarında en kısa sürede tüketici ile buluşması, sermayenin devir hızını kısaltmak açısından hayati öneme sahiptir. Ulaşım ağının parçası olan havaalanları, otoyol sistemleri, depolama ve pazarlama teknikleri bu çabanın ürünüdürler. Bu süreç aslında her iki yöne doğru da hareket etmektedir. Sermaye, gerçekten de yeni iletişim ve bilgi teknolojileri sayesinde çok daha hareketli ve esnek bir hal almış; coğrafyanın sürtünmesini önemli ölçüde azaltmıştır. Ancak mekanı tamamıyla yok ettiğini söylemek zordur. Hatta yeni kapitalist gelişmeler yeni mekansal ilişkilere zemin bile hazırlamaktadır. Çağdaş kapitalizmin mekansal matriksi hem küreselleşme hem de yerelleşme eğilimlerini birleştirip, eklemler. Bir yandan kapitalizm kendi tarihi içindeki en büyük küresel örgütlenmeyi gerçekleştirirken, diğer yandan dikey örgütlenmenin dağılması taşeron ilişkilerini geliştirerek mekansal yığılmayı arttırmakta, bazı bölgeler yeni üretim merkezleri olarak önem kazanmaktadır (Morley, D. ve Robins, K. 1995).
Yukarda bahsedilen tüm mekansal organizasyonlar, daha önce tarihte görülmemiş ve modern kapitalist topluma özgü mekansal organizasyonlardır. Bu mekanların özgünlüğü, sadece içerdikleri yeni işlevler, teknolojik kapasiteleri, örgütlenme düzeyleri ve yetkinlikleri ile ilgili değildir. Kuşkusuz tüm bunlar da tarihte daha önce görülmemiş, özgün şeylerdir. Gerçekten de mimarlık tarihi içinden bakılacak olursa, hem nicelik hem de nitelik olarak fiziksel çevrenin üretimi son iki yüz yıl içinde büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Mimarlık tarihçisi Benevolo’ya (1960) göre son iki yüz yıl içindeki konut üretimi, bütün mimarlık tarihi içindeki konut üretiminden daha fazladır. Burada söz konusu olan sadece niceliksel bir artış değildir. Yeni binalar, işlevler, teknoloji ve beraberindeki değişim insanlara yeni yaşam biçimleri sunmaktadır. Modern kent tarihteki hiçbir mekansal organizasyona benzememektedir. Farklı bir mekan anlayışı ile kendisini gösterir. Ancak daha temel olan, bu mekansal organizasyonların kendi özünde, kurgusunda genel bir dönüşüme işaret etmeleridir ki, onları benzersiz yapan asıl bu özellikleridir. Modern mekan kavramı, geleneksel mekanın hiçbir konvansiyonuna sahip değildir. Modern zamanlara özgü mekan kavramı soyut bir mekan-zaman anlayışına sahip olup; mekana ait her tür değer nicelleşmiştir.
Auge (1992) içinde bulunduğumuz dönemi bir “üstmodernlik” çağı olarak nitelemektedir. Üstmodernlik mekansal ve zamansal aşırılık ile belirlenmektedir. Üstmodernlik çağında tarih hızlanmıştır. Tarihin hızlanması olayların aşırı çoğalmasına tekabül eder. Artık bugün ve yakın geçmişe olaylar bolluğu içinde anlam vermek gittikçe zorlaşmaktadır. Çağdaş dünyaya ait ikinci hızlandırılmış dönüşüm ve üstmodernliğe özgü aşırılığın ikinci figürü mekanla ilgilidir. Mekansal aşırılık üzerinde yaşadığımız gezegenin daralmasını beraberinde getirmiştir. Mekansal aşırı bolluk ölçek değişikliklerinde, görüntülendirilmiş ve imgesel gönderimlerin çoğalmasında ve taşıma araçlarının artan hızlarında kendi ifadesini bulur. Somut olarak çok büyük fiziksel değişimlere yol açmaktadır: Bu durum, kentsel yığılmalar, topluluğun bir yerden bir yere aktarımı ve belki de en önemlisi geleneksel anlamıyla “yer” kavramının karşısına “yok-yerler” (none places) olarak tanımlanacak yeni bir mekan duygusunun ortaya çıkışıyla ilgilidir. Yok-yerler insanların ve malların hızlandırılmış dolaşımı için zorunlu mekanlardır. Ekspres yollar, bankamatikler, hava alanları, büyük alışveriş merkezleri hatta doğrudan taşıma araçlarının kendileri yok-yerleri tarif eder.
Buraya kadar anlatılanların ışığında, küreselleşen ekonominin devir hızını arttırmak amacı ile yeni mekansal organizasyonlar kurması gerektiği ortadadır. Ancak asıl sorun yeni bir zamanda, yeni bir durum karşısında ortaya çıkan bu mekansal organizasyonlara ait yeni bir epistemolojik yaklaşımın eksikliğidir. Modern dünyada mekanın geçirdiği dönüşüme ve içerdiği anlama bakıldığında, Auge’nin “yok-yerler”i, yeni bir mekan kavramı gerektirmektedir. Modern kapitalist toplumlarda mekan artık eski kavramlar üstünden okunamayacak bir hale gelmiştir. Mekana ait her türlü konvansiyonun geçerliliğini yitirdiği bu yeni mekanları değerlendirebilmek ve bu mekanlar içinde geçen yaşamları anlamak için, modern zamanlara ait yeni durumlar üstünden yeni kriterlerin geliştirilmesi gerekmektedir.
Kaynaklar
Auge, M. (1992), Non-lieux, Seuil [Yer Olmayanlar, çev.: Turhan Ilgaz, Kesit, 1997].
Benevolo, L. (1960), Storia dell’Architectura Moderna, Editori Laterza [Modern Mimarlığın Tarihi, Birinci Cilt: Sanayi Devrimi, çev.: Atilla Tokatlı, Çevre Yayınları, 1981].
Castells, M. (1983), Crisis, Planning and the Quality of Life: Managing the New Historical Relationships Space and Society, Environment and Planning Documents: Society and Space 1.
Kaçel, E. (1999), İdeal Ev Aranıyor, Cogito 18, Yapı Kredi Yayınları.
Morley, D. ve Robins, K. (1995), Spaces of Identity: Global Media, Electronic Landscapesand Cultural Boundaries, Routledge [Kimlik Mekanları: Küresel Medya, Elektronik Ortamlar ve Kültürel Sınırlar, çev.: Emrehan Zeybekoğlu, Ayrıntı, 1997].
Sassen, S. (1993), Analytic Borderlands: Economy and Culture in the Global City, Columbia Documents of Architecture and Theory.



