Mimarlığın Mitleri

İlke Tekin

The Architect's Dream, T. Cole, 1840

Bu yazı içinde yaşadığımız yapılı çevre ve gündelik yapı üretimine ilişkin mimarlık araştırmalarının ve tartışmalarının bir eleştirisi olarak ortaya çıkmıştır. İçinde yaşadığımız bu büyük sahneyi hangi rollerin ve aktörlerin yarattığı üzerine düşünmek, nesneler ve pazar dünyasının gücü ve etkinliklerinin yarattığı modern dünyayı anlamayı gerektiren bir dizi soruyu ortaya çıkarıyor: Bugünün “gösteri” dünyasında (Debord, 1977) mimarın/mimarlığın yeri nedir? Mimarlığı yazmak, çizmek ve yapmak arasındaki ilişkiler içinde, yapılı çevre nasıl dönüşür?

Mimarlık: Ekonomik Bir Faaliyet

20. yüzyılın ilk yarısında ne oldu ve nasıl oldu da mimarın imgesi mimarlığı ekonomik bir faaliyet dışında gören, toplumu ileri götüren kamusal bir entelektüele dönüşmeye başladı? Ya da bu ekonomik faaliyetlerin önemi başat olduğu halde ikincil olarak düşünüldü, mimarlığın söylemsel alanı (entelektüel alanı) bu faaliyetlerin dışında gelişti?

Oluşan entelektüel alanın mimarın kendi yanılsaması içinde kalması ve böylece mimarın kendini farklı/daha arzulanır/ daha yüce görmeye başlaması mimarlık aktörlerinin sadece mimarlar olduğu düşüncesi içinde bir mimarlık tarihini oluşturdu. Mükemmelleştirilen nesneler oyunu onlar için üretilen söylemsel alanda özellikle 1970’lerden itibaren bugüne kadar bir kavram enflasyonu ve onların nedensizliği içinde açıklandı; ve yazılanlar ve üretilenler/çizilenler arasında bir kopukluk oluştu.

Mimarlığın aktörlerinin bir listesi yapılmaya çalışılsa uzun bir liste oluşacaktır: mimar dışı büro yöneticileri, müteahhitler, mal sahipleri, müşteriler, mimarlar, iç mekan tasarımcıları, konsept tasarımcıları, uzman ve mühendisler, reklamcılar, pazarlamacılar, hükümet, yerel yönetimler, maliye, yargı, sivil toplum örgütleri, muhasebeciler, ihale uzmanları, teknikerler, öğretim üyeleri, yazarlar, yayın yönetmenleri, mimarlık tarihçileri, sponsorlar, kurumsal yöneticiler, ustalar… Tüm bu aktörlerin karmaşık ilişkileri yaşadığımız yapılı çevreyi inşa ederler.

Hijyenik entelektüel ortamından sıyrılarak mimarlığın tasarım alanına bakmak gerek. Adrian Forty ‘Objects of Desire’ kitabında tasarım çalışmasının beyin ve ceple ilişkisini koparan bir kültürel lökotomiye uğradığını söyler. Tasarım eğer ticaretle yakından ilişkilendirilirse entelektüel hijyende yanlış anlaşılmış bir girişim olarak kabul edilir ve hatta kirletilmiş olduğu düşünülür. Forty onun kapitalizmin tarihinde önemli bir aşamada ortaya çıktığının ve endüstriyel sermayenin yaratımında önemli bir rolü olduğu gerçeğinin üzerinin örtüldüğünü söyler (Forty, 1986). Sermayenin yaratımında sadece sanatsal bir aktivite olarak değerlendirmek onu önemsiz hale getirmektedir, böylece mimari tasarımın ticari yönlerinden bağımsız bir entelektüel alanı oluşmuştur.

Bu noktada ortaya şu sorular çıkıyor: Mimarlık sadece bir biçimler oyunu/dünyası, görsel bir aktivite midir? Bu aktivitenin entelektüel bir yönü var mıdır? Eğer öyleyse onun –mış gibi yaptığı entelektüel alanını derinleştirmek mimari tasarıma ilişkin problemlere cevaplar bulmayı sağlayabilir mi? Bu sorular “mimarın yanılsaması” olarak değerlendirilebilecek mimarlığın söylem alanına uzanır. Buradaki söylemsel alan bugünkü dar anlamıyla mimar aktörünün oluşturduğu “söylem” kavramına işaret edecektir.

Mimarlık Etkinliğini “Anlamlı Kılma” Arzusu

Mimarlığı yazmak ve yapmak arasındaki ilişkilerde üretilen söylemlerin yeri nedir? Mimari tasarımda söylem (kavramsal) ile biçim ve bağlam arasında bir nedensellik var mıdır, yoksa bunlar rastgele ilişkilere mi sahiptir?

Thomas Cole’un 1840 tarihli ‘Mimarın Rüyası’ tablosu mimarın görmek istediği dünyayı resmeder. Mimarlık bir ‘yapma, inşa etme’ edimi olarak özellikle Rönesans’tan itibaren kendine bu ‘yaratma’ eyleminde bir meşru zemin oluşturmak ister. Yaptığı işi ‘anlamlı kılma’ arzusu onun bugüne uzanan tasarım ve inşa süreçlerinin en önemli parçasını oluşturur. Ancak onun ‘yaratma’ eylemi bir akılcılık alanı ile akıldışılık alanının kesiştiği noktada ortaya çıkar. Mimarlığın söylemsel alanına ait olan ve inşa edilen yapının ve tasarım sürecinin kavramsal açıklamaları bu akılcılıkla açıklanamayan alanın bir ürünüdür. Bu iki alanın örtüştüğü mimarlık etkinlikleri ‘bilen/entelektüel’ mimarın egosu ile doğrudan ilişkilidir. Akıldışılığın yoluyla üretilenler bir nedenselliği içlerinde barındırmazlar. Böylece tasarım sürecinde oluşturulan düşünsel arka plan, mimarlık ortamında yaratılan entelektüel alan, mimarlar için ‘akılcılıkla tartışılmayan’ bir meşru zemin oluşturur. Bu meşru alan kavram, biçim ve bağlamı birbirine bağlar. Onları anlamlı bir bütün haline getirir. Mimari ürünün icat edilen ya da o günün modası içindeki kavramlarla anlatımı onun bir biçimler oyunu olmasından öte derin bir düşünsel arka planı olduğunu dile getirme çabası taşır. Tüm bunlara kısaca “mimarlığın mitleri” diyebiliriz. “Mimarlığın söylem alanı” mimarın kendine yarattığı bir yanılsamadır. Bununla ilişkili olarak bir büyük soru daha ortaya çıkmaktadır: mimarın yanılsaması ekonomik bir faaliyet olan mimarlığın bir stratejisi olabilir mi?

Mimar hiçbir zaman karar verici bir pozisyonda olmamıştır. O, yaratıcı bir uzman olarak istihdam edilmiş, politik ve ekonomik güçlerin ‘inşa’ süreçlerine dahil edilmiş, kamu yararına bile olsa karar verici güçlerin istediği ‘gösteri’nin bir parçası haline gelmiştir. Gerçek kararları yatırımcılar, politik ve ekonomik düzen, devlet adamları, politikacılar ya da modalar verirler (Sönmez, 2008). Mimar ise ‘karar alıcıların’ dünyasında bir yer edinmenin yollarını arar/bulur. Mimarlığın yarattığı mitler onun meşru alanını oluşturmakla kalmaz aynı zamanda bir strateji olarak pazarlama ile örtüşerek bu süreçlerin bir parçası haline gelir. Bu “söylemsel alan” yapılı dünyaya ilişkin alınan kararları oluşturur/değiştirir/dönüştürür, “kriter”leri belirler.

Biraz geçmişe gidersek; Adrian Forty ‘Words and Buildings’ kitabının giriş bölümünde 17. yüzyıldaki mimarlık aktörlerini ve etkinliklerini alıntılar:

“İnsanlar mimarlık hakkında konuşunca ne olur? Beton, çelik ve camın karanlık yığını bizim söylediğimiz kelimelerle canlanır mı? Ya da söylenen ya da yazılan her kelime mimarlığın bir işine mi indirgenir ya da onun bir parçası olmaya mı mahkum edilir? Bunlar yeni sorular değil. 17. yüzyıl Fransız yazar Freart de Chambray ‘Parallel of the Ancient Architecture with the Modern’ kitabında ‘mimarlık sanatı kelimelere bağlı değildir, gösteri (demonstration) görülür ve hissedilir olmalıdır.’ der. Ama onun İngilizce çevirisinde John Evelyn (Account of Architects and Architecture) konuyu farklı ele alır. Evelyn’a göre mimarlık sanatı dört kişide cisimleşir/somutlaşır. Birincisi architectus ingenio, yönetici/idareci mimar, mimarlık tarihini bilen, geometri ve çizim tekniklerini bilen, yeterli derecede astronomi, yasa, tıp, optik vd. bilen kişi. İkinci olarak architectus sumptuarius, ‘para cüzdanı dolan ve taşan’ – patron. Üçüncüsü, architectus manuarius ‘ben bu kelimeden birçok esnaf/zannatçi ve işçiyi anlıyorum’. Ve dördüncüsü architectus verborum – kendisini sınıflandırdığı – kelimelerin mimarı, dil zanaati içinde becerisi olan, işler hakkında konuşma ve diğerlerine onu yorumlama görevi olan kişi… Dördüncüsü, mimarların ortaklığına kabul edilecek mi yoksa sonsuza dek dışarıda mı bırakılacak? Biz bu konularla ilgili nasıl düşünebiliriz? Ve aslında bunlar sorun mu?” (Forty, 2000, s:11)

Evelyn mimarlığın içine mimardan ayrı hem parayı (patron) hem söylemi (yazar) yerleştirmiştir: Bilen mimar, patron, usta ve kelimelerin mimarı. Bu aktörler, onların etkinlikleri ve ilişkileri bugün çoğalmış ve genişlemiştir. Ancak ana başlıklar o zaman da Evelyn tarafından betimlenmiştir.

“Kelimelerin Mimarı” mimarlığın söylemsel alanını oluşturan mimarlık aktörlerinden biridir. Peki mimarlığın “söylemsel alanını” başka hangi aktörler oluşturur?

“Gerçeklik, Söylemin Yan Ürünüdür.”

Yapılı çevre ve içinde yaşadığımız gerçeklik farklı kültürlerde mimari öğretiler, inşa pratikleri; politik, ekonomik, ideolojik ve kültürel stratejiler ile ilişkilidir. Bu konuda Foucault’un “söylem” kavramı bize yol gösterebilir. Onun tartışma ve tanımları ışığında denilebilir ki söylem pratiğinin yanında yapı endüstrisi ve üretiminin de oluşturduğu bir söylemsel alan vardır.

Foucault “The Archaeology of Knowledge” kitabında tarih içinde dönemler arasındaki süreksizliklerden ve kopukluklardan söz eder. Her bir tarihsel dönem belli bir söylemi benimser ve yeni dönemle bu söylemler değişir. Ontolojik değerin kendisini sorguladığı kitabında Foucault, ‘gerçeklik’in söylemin yan ürünü olduğunu ve bu yüzden söyleme hizmet ettiğini öne sürer. Bağımsız bir gerçeklik olarak onun anlamı (söylem anlamın kaynağıdır) tarihler-arasında ortadan kaybolur (Foucault, 1972).

Söylem, güncel sorunları ele alan ve kültürü değiştiren manifestolardır ve o dönemin anlama yollarını/bakış açılarını oluşturur. Bu bakış açıları politik ve ekonomik yapılarla, kurumsal gücün anlatımları yoluyla cisimleştirilir. Kültürel manifestoların örnekleri bir dönemin yazını, sanatları ya da uzmanlık alanları/meslekleri olabilir (Foucault, 1972). Bu bağlamda ele alınan “söylem” kavramı, içinde yer aldığı dönemin “gerçekliğini” üreten mimari öğretileri ve inşa pratiklerini; farklı coğrafyaların geçirdiği politik ve ekonomik yapılardaki kopmaları/kırılmaları gösterir.

Denilebilir ki; mimarlığın söylemsel alanı, mimarlığın mitleri, ekonomik bir faaliyet olan mimarlığın belirli dönemlerdeki müdahalelerini ve bakış açılarını belirler ve oluşturur. Fiziksel yapılı çevrenin problemlerine cevap aramak mimar aktörünün yanında mimarlık etkinliklerini oluşturan diğer büyük güçlerin, ekonomik ve politik yapıların, aktörlerini ortaya çıkarmakla mümkün olabilir. Yazılı ve yapılı dünya ilişkilerinde “söylemsel alanların” hangi aktörlerce nasıl bir gerçeklik ürettiği ve nasıl yorumlandığı ortaya konulduğunda mimarlığın yarattığı mitlerin ve yanılsamaların dışında, onların farkında olarak, nedenler ve sonuçlar açığa çıkarılabilir. Bu yolla kendi yarattığı yanılsamalar içinde bulanıklaşan mimarlık pratiğine ilişkin daha belirgin bir yol bulunabilir, ve bu yolla mimarlığın daha derin bir entelektüel alanı oluşturulabilir.

Kaynakça:
Foucault, Michel, 1972. The Archaeology of Knowledge and the Discourse on Language. Pantheon Boks, New York.
Debord, Guy, 1996 (1977). Gösteri Toplumu. Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
Forty, Adrian, (1986), 2000. Objects of Desire: Design and Society since 1750, Thames&Hudson, Great Britain.
Forty, Adrian, 2000. Words and Buildings: A Vocabulary of Modern Architecture, Thames&Hudson, London.
Sönmez, Nizam, 2008. ‘Sabahları Niye Mimarlığın Bu Kadar Güzel Yıldız Haritalarını Yapıyoruz?’ Pojedikdörtgen Atölyesi, Sanki Dikdörtgen Ekibi, 25 Kasım-02 Aralık.
http://sankidikdortgen.blogspot.com