Gündem
Hakedenler ve Etmeyenler Anketi
Geçen sayı duyurduğumuz Türk mimarlık camiasında hakettiğinden fazla ilgi gören ve hakettiğinden az ilgi gören mimarlar anketine 19 kişi katıldı. Anket sonuçları şöyle:
Hakettiğinden fazla ilgi görenler
Gökhan Avcıoğlu
Melkan Gürsel Tabanlıoğlu
Eren Talu
Murat Tabanlıoğlu
Han Tümertekin
Hakettiğinden az ilgi görenler
Mehmet Kütükçüoğlu
Boğaçhan Dündaralp
Behruz Çinici
Nevzat Sayın
Emre Arolat
Saptama: Saptamalar ekibi olarak çuvaldızı kendimize batıralım dedik. Aslında bu anketin ve sonuçlarının hiçbir önemi yok. Anket sonucunda ortaya çıkan isimler yine tanıdık. Kişi yaptığı ile varolur ve vicdani muhasebesi kendisine aittir. Bu anketle eleştirmek istediğimiz popstar mimar mekanizmasının bir parçası olmaktan başka bir şey yapmamış olduk. En iyisi sessiz kalmak. Herkes işine baksın.
Hayat Bilgisi
Barbie Dünyalar


Yukarıdaki iki resim New York’da konut üretip satan bir firmanın reklamından. Firma sattıkları konutlar için Barbie ve Ken’leri (erkek bebeklerin adı) kullanmış. Ünlü Barbie bebeklerin seçilmesi bir tesadüf değil. Barbie bebekler ve sonradan piyasaya çıkan Ken’ler sadece masum birer oyuncak değiller. Çocukları bütün üstlerine giydirip çıkardıkları giysileri ve diğer aksesuarları ile tüketim dünyasına hazırlayan birer araçlar.
Bu reklam stratejisi bugün satılan şeyin artık konut değil bir yaşam tarzı ve hayal olduğunun en güzel örneği. Türkiye’de de televizyonda, gazetelerde bıktırırcasına seyrettiğimiz, okuduğumuz reklamlarda satılan şey hep bir yaşam tarzı; aynı şeyleri giyen, yiyen, düşünen insanların bir arada yaşayacakları mutlu, hijyenik hayal adaları değil mi? Artık Barbie bebeklerin sentetik, sahte dünyasında yaşayan nesneleriz sadece.
Alıntı
Nurdan Gürbilek
Her çocuk er geç aynı şeyi yaşar: Bir zaman gelir, onun için ev olmaktan çıkar ev. Ne erken çocuklukta olduğu gibi keşfedilecek bir dıştır artık, ne de dış dünyaya karşı sığınılacak bir iç. Tam olarak ne zaman yaşarız bunu: Evin dışarıya karşı bir sığınak olduğu kadar bir engelde olduğunu farkettiğimiz an mı? Evin geçici, ana babamızın güçsüz, ölümlü olduğunu sezdiğimiz an mı? Yoksa evin bize bir iç dünya bağışlarken aynı zamanda büyük bir iç sıkıntısı da verdiğini, bir iç dünyası olmanın bedelinin bu iç sıkıntısı olduğunu fark ettiğimiz an mı?
Sözlük
Kabataslak
1. Şema kelimesinin gündelik dilde kullanım şeklidir. 2. Kafası sürekli tasarıma çalışan mimarların ilham geldiği an peçete, sigara kutusu, masa üzerine ilk çiziktirdiklerinin adıdır. Daha sonra konsept paftasına yerleştirildiğinde adı şema olur.
Konsept
Özellikle okul projelerinde ve yarışmalarda projeyi satmak için gerekli temel unsurdur. Önceden konsept ve sonradan konsept olmak üzere iki türü vardır. Önceden konseptte projenin ilk başında bir fikir vardır ama süreç içinde unutulur, “giriş nerede olacaktı”, tuvaleti buraya mı koymalı” cümleleri içinde kaybolur gider. Sonradan konseptte ise proje önce özene bezene çizilir, bitirilir ardından malı satmak için uydurulur, en başa konur.
Saptamalar
Ön yargılı, taraflı, modernist sayfa. Ayda bir yayınlanır.
Bu sayının ekibi: Pelin Çetken (Hayat Bilgisi), Le Corbusier (İlke Tekin ve Hakkı Yırtıcı), diğerleri Hakkı Yırtıcı.
Saptamalar mimarlık ve tasarım dünyasına kendine özgü dili ve bakışı ile eleştiren, klişelere karşı duran, absürtlükleri gösteren, kısacası her şeye tersten bakan bir köşedir. Bu konularda beraber düşünmek ve üretmek istiyoruz. Her tür çarpıtma, sallama, sanrıma, saplama, saptama, sarsma serbest. Saptamalar’ın bölümlerine katkıda bulunabilir, yeni bölümler önerebilirsiniz.
Yayınlanmasını istediğiniz doküman ve çalışmalarınızı en geç her ayın 25’ine kadar saptamalar@mekanar.com adresine yollayabilirsiniz.
Hakedenler ve Etmeyenler Anketi
Geçen sayı duyurduğumuz Türk mimarlık camiasında hakettiğinden fazla ilgi gören ve hakettiğinden az ilgi gören mimarlar anketine 19 kişi katıldı. Anket sonuçları şöyle:
Hakettiğinden fazla ilgi görenler
Gökhan Avcıoğlu
Melkan Gürsel Tabanlıoğlu
Eren Talu
Murat Tabanlıoğlu
Han Tümertekin
Hakettiğinden az ilgi görenler
Mehmet Kütükçüoğlu
Boğaçhan Dündaralp
Behruz Çinici
Nevzat Sayın
Emre Arolat
Saptama: Saptamalar ekibi olarak çuvaldızı kendimize batıralım dedik. Aslında bu anketin ve sonuçlarının hiçbir önemi yok. Anket sonucunda ortaya çıkan isimler yine tanıdık. Kişi yaptığı ile varolur ve vicdani muhasebesi kendisine aittir. Bu anketle eleştirmek istediğimiz popstar mimar mekanizmasının bir parçası olmaktan başka bir şey yapmamış olduk. En iyisi sessiz kalmak. Herkes işine baksın.
Hayat Bilgisi
Barbie Dünyalar


Yukarıdaki iki resim New York’da konut üretip satan bir firmanın reklamından. Firma sattıkları konutlar için Barbie ve Ken’leri (erkek bebeklerin adı) kullanmış. Ünlü Barbie bebeklerin seçilmesi bir tesadüf değil. Barbie bebekler ve sonradan piyasaya çıkan Ken’ler sadece masum birer oyuncak değiller. Çocukları bütün üstlerine giydirip çıkardıkları giysileri ve diğer aksesuarları ile tüketim dünyasına hazırlayan birer araçlar.
Bu reklam stratejisi bugün satılan şeyin artık konut değil bir yaşam tarzı ve hayal olduğunun en güzel örneği. Türkiye’de de televizyonda, gazetelerde bıktırırcasına seyrettiğimiz, okuduğumuz reklamlarda satılan şey hep bir yaşam tarzı; aynı şeyleri giyen, yiyen, düşünen insanların bir arada yaşayacakları mutlu, hijyenik hayal adaları değil mi? Artık Barbie bebeklerin sentetik, sahte dünyasında yaşayan nesneleriz sadece.
Alıntı
Nurdan Gürbilek
Her çocuk er geç aynı şeyi yaşar: Bir zaman gelir, onun için ev olmaktan çıkar ev. Ne erken çocuklukta olduğu gibi keşfedilecek bir dıştır artık, ne de dış dünyaya karşı sığınılacak bir iç. Tam olarak ne zaman yaşarız bunu: Evin dışarıya karşı bir sığınak olduğu kadar bir engelde olduğunu farkettiğimiz an mı? Evin geçici, ana babamızın güçsüz, ölümlü olduğunu sezdiğimiz an mı? Yoksa evin bize bir iç dünya bağışlarken aynı zamanda büyük bir iç sıkıntısı da verdiğini, bir iç dünyası olmanın bedelinin bu iç sıkıntısı olduğunu fark ettiğimiz an mı?
Sözlük
Kabataslak
1. Şema kelimesinin gündelik dilde kullanım şeklidir. 2. Kafası sürekli tasarıma çalışan mimarların ilham geldiği an peçete, sigara kutusu, masa üzerine ilk çiziktirdiklerinin adıdır. Daha sonra konsept paftasına yerleştirildiğinde adı şema olur.
Konsept
Özellikle okul projelerinde ve yarışmalarda projeyi satmak için gerekli temel unsurdur. Önceden konsept ve sonradan konsept olmak üzere iki türü vardır. Önceden konseptte projenin ilk başında bir fikir vardır ama süreç içinde unutulur, “giriş nerede olacaktı”, tuvaleti buraya mı koymalı” cümleleri içinde kaybolur gider. Sonradan konseptte ise proje önce özene bezene çizilir, bitirilir ardından malı satmak için uydurulur, en başa konur.
Saptamalar
Ön yargılı, taraflı, modernist sayfa. Ayda bir yayınlanır.
Bu sayının ekibi: Pelin Çetken (Hayat Bilgisi), Le Corbusier (İlke Tekin ve Hakkı Yırtıcı), diğerleri Hakkı Yırtıcı.
Saptamalar mimarlık ve tasarım dünyasına kendine özgü dili ve bakışı ile eleştiren, klişelere karşı duran, absürtlükleri gösteren, kısacası her şeye tersten bakan bir köşedir. Bu konularda beraber düşünmek ve üretmek istiyoruz. Her tür çarpıtma, sallama, sanrıma, saplama, saptama, sarsma serbest. Saptamalar’ın bölümlerine katkıda bulunabilir, yeni bölümler önerebilirsiniz.
Yayınlanmasını istediğiniz doküman ve çalışmalarınızı en geç her ayın 25’ine kadar saptamalar@mekanar.com adresine yollayabilirsiniz.

Beton: Malzeme mi İdeoloji mi?
Beton bir 19. yüzyıl icadıdır. Ancak gerçek potansiyelini ve imkanını 20. yüzyılda modern mimarlık ile bulmuştur. Demir ile beraber kullanımı ile betonarme yapım sistemi, inşaat sektöründe hızla yaygınlaşmış ve bütün dünyaya yayılmıştır. Bugün en ucuz, kolay ve yaygın malzeme olarak görülmektedir. Ama bu ne kadar doğrudur? Ya da sadece bir malzeme olmaktan öte bir anlamı var mıdır? Bu ay bu konuyu tartışmak ve bu konuda yeni sorular sormak istiyorum.
Kuşkusuz beton ve betonarme bir malzeme ve yapım sistemi olarak yüzyılın başında pek çok imkan barındırmaktaydı. Üretiminden, inşai sürecine; yeni bir estetiğe imkan vermesinden diğer olanaklarına yeniydi. Ancak bir malzemenin sadece bu özellikleri ile bu kadar hızla yükselmesinin, yaygınlaşmasının ve bildiğimiz dünyanın neredeyse tek malzemesi haline gelmesinin başka bir açıklaması olmalı.
Modern mimarlığın vizyonunda yeni bir dünyanın koşulları, normları, ilişkileri içinde yeni bir yaşam kurmak vardı. Burada anahtar kelime “yeni”. Yeni olan her şey, eskimiş, geçmişte kalmış (ya da geçmişte kalması gereken) karşısında bu yeni mimarlığa eklemlenmeliydi. Beton tam da böyle bir haleti ruhiye içinde modern mimarlığın temel malzemesi oldu. Bu şekli ile sadece bir malzeme değil yeni olanın yüceltilmesine eklenen bir halka daha idi. Bu açıdan bakıldığında betonun, mimarlıkta yenilik ideolojisinin bu sefer malzeme alanındaki baş aktörlerinden biri haline gelmesine şaşmamak gerekli.
Bir malzemenin bir ideolojiyi nasıl temsil edebildiğini daha iyi anlamak için Türkiye tarihinden bir örnek vermek çarpıcı olacaktır. Osmanlı geleneğinden kopup yeni bir ulus devlet kurma çabasındaki genç cumhuriyetin tercihi modern mimarlıktan yana olmuştur. Bu tercihle beraber onun doğal bir uzantısı olarak görülen beton da, Türkiye açısından düşünüldüğünde, o dönemin koşulları içinde aslında hiç de kolay, ucuz, bilindik bir malzeme olmamasına rağmen sorgulanmadan kabul görmüştür. Ankara’nın yeni bir başkent olarak inşasında henüz bir beton endüstrisi olmamasına rağmen Anadolu’nun mevcut yapım sistemleri gözardı edilmiş ve gerekirse en iptidai koşullarda bile beton üretimine ağırlık verilmiştir.
Ancak modern mimarlığın yenilik vizyonu yüzyılın ortalarına doğru piyasa ilişkileri içinde kurumsal karşılığını bulmaya başladıkça, beton da bu naif ideolojik bakışa eşlik eden bir malzeme olmaktan çıkıp yapı endüstrisinin dinoması haline gelmiştir. Sermaye birikimi yapı endüstrisini, mekan üretiminin diğer aktörlerini ve bilgisini yeniden tanımlamaya zorlamıştır. Bugün mevcut imar yasalarının, adı doğrudan anılmasa da, tarif ettiği konsol çıkma mesafesi ile doğrudan betonarme sistemi tarif ettiği ortadadır. Mimarlık eğitimi yine doğrudan betonarme sistem üzerine kuruludur. Çizilen okul projelerinin köşelerine hemen birer kolon yerleştirme eğilimi yine böyle bir ön kabulün göstergesidir. Bir de buna ne şekilde yapılırsa yapılsın bir şekilde, en azından o an için ayakta durabilmesinin pragmatizmi eklenince yapılı fiziksel çevrenin “betonlaşması” kaçınılmaz olmuştur.
Bugün bir çok alternatif, ucuz, daha uzun ömürlü malzeme varken betonun sektör tarafından desteklenmesi, diğer malzemeler üzerine araştırma yapılmazken sürekli betonun özelliklerini arttırmak için büyük paralar harcanmasının arkasında yukarıda anlatmaya çalıştığım bir tarihsel ve ideolojik yük vardır. Bu yük üzerine düşünmedikçe ucuz “kentlerimiz beton yığınına döndü” nidalarından kurtulamayağımız ortada.




