Gündem
Mimarlık Engizisyonu

Geçenlerde “Çağdaş Cami Mimarisinin Geçmişi ve Bugünü” isimli bir konferans düzenlendi. Konferansa sebep olan olay ise Recep Tayyip Erdoğan’ın Mimar Sinan’ın eseri olan Selimiye Camisi’nin aynısının, mimar Muharrem Hilmi Şenalp tarafından tasarlandığı ve TOKİ tarafından Ataşehir’e inşa edileceğini açıklaması idi.
Olayın siyasi boyutunu bir yana bırakalım, olana bakalım. Konferansta tarihten günümüze yapılan bütün camiler uzun uzun anlatıldı, son 50 yıldır altında market üstünde cami olan yapılar lanetlendi ve sonunda esas olaya gelindi. Bir yanda Selimiye Camisi’nin diğer yanda yeni yapılacak caminin görselleri iki yapı karşılaştırılmaya başlandı. Ama nedense proje müellifinin adı hiç telaffuz edilmedi. Saptamalar ekibi dayanamadı sordu. “Acaba mimarın adı nedir?”. Sunumu yapan bile bilmiyordu. Birini çarmıha gerip, ateşe vereceksek en azından kim olduğunu bilsek iyi olurdu.
Sonra sıra soru – cevap kısmına geldi. Saptamalar ekibi yine dayanamadı, sordu: Bugün Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan “şimdilik” bir heykele “ucube” derken biz mimarların 1950’lerden beri yapılan yaklaşık yüz bin camiye “ucube” dememizde acaba bir sorun yok mu? Cevap konuşmacıdan değil konferansı düzenleyen ev sahibinden geldi: “Burası bildiri sunma yeri değil, sizler sorunuzu soracak, hocamız da cevap verecek”. Hangi siyasi görüşten olunduğunun önemi yok, eğer sokaktaki insanın ihtiyaçlarını anlayamazsak daha çoook birbirimizi yakarız.
Mimarlık insan için değil miydi yoksa?
Deyimler Sözlüğü

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.
Büyükler ne demiş; diline ve uçkuruna hakim olacaksın.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar (Allahtan biz mimarların yeni köyler inşa etme yeteneği var)
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Anlamayana davul zurna az, anlayana sivrisinek sazzzzz.
Alıntı
Marshall Berman
20. yüzyıl göz kamaştırıcı bir modern sanat çıkardı ortaya. Ama bizler bu sanatı doğuran modern hayatı nasıl kavrayacağımızı unutmuş gibiyiz. Modern hayata açık bakışların yerine kapalı bakışlar yerleştirildi. Hem o / hem bu yerine, ya o / ya bu geldi.
Saptamalar
Ön yargılı, taraflı, tersten sayfa. Ara sıra yayınlanır.
Bu sayının ekibi: Hakkı Yırtıcı (yine)
Saptamalar mimarlık ve tasarım dünyasına kendine özgü dili ve bakışı ile eleştiren, klişelere karşı duran, absürtlükleri gösteren, kısacası her şeye tersten bakan bir köşedir. Bu konularda beraber düşünmek ve üretmek istiyoruz. Her tür sallama, sanrıma, saplama, saptama, sarsma serbest. Saptamalar’ın bölümlerine katkıda bulunabilir, yeni bölümler önerebilirsiniz. Yayınlanmasını istediğiniz doküman ve çalışmalarınızı saptamalar@mekanar.com adresine yollayabilirsiniz.
Mimarlık Engizisyonu

Geçenlerde “Çağdaş Cami Mimarisinin Geçmişi ve Bugünü” isimli bir konferans düzenlendi. Konferansa sebep olan olay ise Recep Tayyip Erdoğan’ın Mimar Sinan’ın eseri olan Selimiye Camisi’nin aynısının, mimar Muharrem Hilmi Şenalp tarafından tasarlandığı ve TOKİ tarafından Ataşehir’e inşa edileceğini açıklaması idi.
Olayın siyasi boyutunu bir yana bırakalım, olana bakalım. Konferansta tarihten günümüze yapılan bütün camiler uzun uzun anlatıldı, son 50 yıldır altında market üstünde cami olan yapılar lanetlendi ve sonunda esas olaya gelindi. Bir yanda Selimiye Camisi’nin diğer yanda yeni yapılacak caminin görselleri iki yapı karşılaştırılmaya başlandı. Ama nedense proje müellifinin adı hiç telaffuz edilmedi. Saptamalar ekibi dayanamadı sordu. “Acaba mimarın adı nedir?”. Sunumu yapan bile bilmiyordu. Birini çarmıha gerip, ateşe vereceksek en azından kim olduğunu bilsek iyi olurdu.
Sonra sıra soru – cevap kısmına geldi. Saptamalar ekibi yine dayanamadı, sordu: Bugün Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan “şimdilik” bir heykele “ucube” derken biz mimarların 1950’lerden beri yapılan yaklaşık yüz bin camiye “ucube” dememizde acaba bir sorun yok mu? Cevap konuşmacıdan değil konferansı düzenleyen ev sahibinden geldi: “Burası bildiri sunma yeri değil, sizler sorunuzu soracak, hocamız da cevap verecek”. Hangi siyasi görüşten olunduğunun önemi yok, eğer sokaktaki insanın ihtiyaçlarını anlayamazsak daha çoook birbirimizi yakarız.
Mimarlık insan için değil miydi yoksa?
Deyimler Sözlüğü

İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.
Büyükler ne demiş; diline ve uçkuruna hakim olacaksın.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar (Allahtan biz mimarların yeni köyler inşa etme yeteneği var)
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Anlamayana davul zurna az, anlayana sivrisinek sazzzzz.
Alıntı
Marshall Berman
20. yüzyıl göz kamaştırıcı bir modern sanat çıkardı ortaya. Ama bizler bu sanatı doğuran modern hayatı nasıl kavrayacağımızı unutmuş gibiyiz. Modern hayata açık bakışların yerine kapalı bakışlar yerleştirildi. Hem o / hem bu yerine, ya o / ya bu geldi.
Saptamalar
Ön yargılı, taraflı, tersten sayfa. Ara sıra yayınlanır.
Bu sayının ekibi: Hakkı Yırtıcı (yine)
Saptamalar mimarlık ve tasarım dünyasına kendine özgü dili ve bakışı ile eleştiren, klişelere karşı duran, absürtlükleri gösteren, kısacası her şeye tersten bakan bir köşedir. Bu konularda beraber düşünmek ve üretmek istiyoruz. Her tür sallama, sanrıma, saplama, saptama, sarsma serbest. Saptamalar’ın bölümlerine katkıda bulunabilir, yeni bölümler önerebilirsiniz. Yayınlanmasını istediğiniz doküman ve çalışmalarınızı saptamalar@mekanar.com adresine yollayabilirsiniz.

Gündelik Olanın Bilgisi
Gündelik olan genellikle sıkıcı, biraz banal, tek düze, rutinler üzerine kurulu, küçük tekrarlardan oluşan bir yaşam alanı olarak tarif edilir. Bu durumu bozacak her iyi ya da kötü olay ise heyecanla karşılanır; aniden ortaya çıkan aşk ve para ya da bunun tam tersi hastalık ve kaza gibi. Nedense bunlar gündelik yaşamın bir parçası gibi algılanmazlar, görülmezler. Onlar için hep başka açıklamalar vardır: Aşk yüce, aşkın bir durumdur. Kaza ya da hastalık ise kötü kaderi de içeren ve yaptığımız davranışlarımızın bedeli olan bir mistisizmin sonucudur. Bir türlü bunların gündelik yaşamın bir parçası olduğu, gündelik yaşamın sanıldığı gibi statik olmadığı anlaşılamaz. Bu nedenle de gündelik olan hep dışlanır, değer verilmez, ondan bir şey öğrenilebileceği, kendisine özgü bir bilgisi olduğu kaçırılır.
Şimdi bu bakışı bambaşka bir yere ve bağlama taşıyalım. Konumuz fiziksel yapılı çevrenin üretilmesi yani mimarlık. Mimarlık da hep saraylarla, villalarla, gökdelenlerle, kültür merkezleri ile yani büyük, önemli binalarla ve söylemlerle ilgilenir. Gündelik olan ya dışarıdadır ya da büyük bir modernist proje ile yukarıdan dönüştürülmelidir. Bunun böyle olamayacağını yaklaşık 40 yıldır biliyoruz. Mimarlık toplumsal yaşamın mekanı olan kente yukardan dayatılan modellerle yaklaşamayacağını, modern toplumun sorunlarını üst modellerle çözemeyeceğini anlamış durumda. Şimdi modeli aşağıdan; o banal, sıradan dediğimiz gündelik yaşamın içindeki gerçekleri, heyecanları, çelişkileri keşfederek yeniden kurmak gerekiyor. Gündelik yaşamın arkasında yatan güçleri ve dinamikleri anlayacak yeni bir bilgiye; gündelik yaşamın kendindenliğinin bilgisine ihtiyaç var. Aslında yeni bir şey söylemiyorum. 19. yüzyılın Baudelaire ve Benjamin gibi modernistleri de bu bilgiyi sokakta, kaynağında aramamışlar mıydı?
Bu sefer yazımı kısa tuttum. 20. yüzyılın “eski” bir modernisti olarak gördüklerimin şaşkınlığı içindeyim ve biraz sindirmem lazım.



