Gündem
Hak Eden ve Etmeyen Mimarlar Anketi

Geçenlerde Archi-Ninja tarafından gerektiğinden fazla ilgi gören ve hak ettiğinden daha az ilgi gören mimarlarla ilgili bir anket yapıldı. Mimarlığın medyatize olduğu ve mimarların pop starlaştırıldığı günümüzde artık sadece yapılan değil medyanın öne çıkardıkları ile gündem belirleniyor. Anketin sonuçlarına göre gerektiğinden fazla ilgi gören mimarlar arasında Frank Gehry, Rem Koolhaas, Le Corbusier, Norman foster, Zaha Hadid ve Peter Eisenman gibi isimler bulunuyor. Toyo İto, Peter Zumthor, David Chipperfield, Renzo Piano ve UN Studio’nun ise hak ettikleri ilgiyi görmedikleri düşünülüyordu.
Türkiye’nin de medyatik dünyanın bir parçası olduğu kesin. Bizde de “işini bilen mimarlar” medya araçları tarafından pompalanıyor, bu araçlara ulaşamayanlar gölgede kalıyor. Aynı soruyu yeniden, bu sefer Türk mimarlık camiası için soralım dedik. Sizlerden 25 Mart’a kadar en fazla 5’er tane olmak üzere hak eden ve etmeyen mimarları sıralayıp, saptamalar@mekanar.com adresine yollamanızı istiyoruz. Bakalım sonuç ne çıkacak?
Hayat Bilgisi
İki Fotoğrafın Düşündürdükleri


Küreselleşmeyi bütün dünyanın aynılaşması olarak anlayan çok kişi var. Ama aslında küreselleşme bugün dünyayı zenginler ve fakirler olarak iki keskin kutba ayırmış durumda. Bu iki fotoğrafta iki ayrı coğrafyadan iki ayrı ailenin bir haftada tükettikleri yiyecekler sergileniyor. Aile bireylerinin sayısına da ayrıca dikkat. Yorumu size kalmış…
Alıntı
Ahmet İnam
Bilge dediğin fırlama ve puşt olur. Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. Yani bilge insan, hayatın içindedir. Leman'ı, Penguen'i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. O küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur. Bizde bilge,yerinden kalkmaz, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir. Oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur. Bu tanıma göre bilgelik, akademisyenlikle pek örtüşmüyor. Akademisyenlik kötü bir iş. Bilgeliğe aykırı, otuz yıldır millete not veriyorum, kusturucu bir şey, bıktım anasını satayım, hepinize sıfır diyeceğim bir gün. Ya da hepinize yüz, ne fark eder. Bilgelikle akademisyenlik arasında bir ilişki olabilir, o da yaşı 18-20 olanlarla sürekli bir arada olmaktan kaynaklanan bir şey. Bu avantajı kullanırsanız yeni kalabilirsiniz.
Sözlük
Letraset
Henüz bilgisayar teknolojisinin mimarlık alanına girmediği dönemlerde projede gölge vermek amacıyla kullanılan bir nevi “hatch”leme aracı. Yarı şeffaf, üzerinde farklı renklerde dokular bulunan A4 kağıtlar şeklinde satılır. Bir parça kesilir hatchlenecek bölgenin üzerine yapıştırılır, fazlalıklar maket bıçağı ile kesip alınır. Zamanında oldukça pahalı idi ve teslim dönemlerinde öğrencinin belini bükerdi.
Rapido
Modası geçmiş çizim kalemi türü. Farklı kalem ucu kalınlıklarında set halinde satılır, içine çini mürekkebi konularak çizim yapılır. Her proje döneminden sonra, yaz tatili başlamadan saatlerce içini temizlemek gerekir. Yoksa içindeki mürekkep kurur, dönem başı yeni bir set almak gerekir. Yere düşünce içi hemen kırılır, mürekkep akıtır, projeyi berbat eder. Rotring marka olanı makbuldür.
T Cetveli
Masanın kenarına sıkıca yaslanarak ve gönye ile kullanılarak çizim yapılan, günümüzde fetişleşmiş çizim aracıdır. Fetişleşmesinde, zamanında belediye başkanlığı seçimlerinde bir elinde t cetveli, bir elinde bilgisayar klavyesi ile poz veren Ahmet Vefik Alp’in katkısı büyüktür. Toplu taşıma araçlarıyla okula giderken milletin orasına burasına girer, küçük tartışmalar çıkartır. Gittikçe daha az görülmektedir ve nesli tükenen çizim araçlarındandır.
Saptamalar
Ön yargılı, taraflı, modernist sayfa. Ayda bir yayınlanır.
Bu sayının ekibi: Pelin Çetken (Hayat Bilgisi) ve Hakkı Yırtıcı.
Saptamalar mimarlık ve tasarım dünyasına kendine özgü dili ve bakışı ile eleştiren, klişelere karşı duran, absürtlükleri gösteren, kısacası her şeye tersten bakan bir köşedir. Bu konularda beraber düşünmek ve üretmek istiyoruz. Her tür çarpıtma, sallama, sanrıma, saplama, saptama, sarsma serbest. Saptamalar’ın bölümlerine katkıda bulunabilir, yeni bölümler önerebilirsiniz.
Yayınlanmasını istediğiniz doküman ve çalışmalarınızı en geç her ayın 25’ine kadar saptamalar@mekanar.com adresine yollayabilirsiniz.
Hak Eden ve Etmeyen Mimarlar Anketi

Geçenlerde Archi-Ninja tarafından gerektiğinden fazla ilgi gören ve hak ettiğinden daha az ilgi gören mimarlarla ilgili bir anket yapıldı. Mimarlığın medyatize olduğu ve mimarların pop starlaştırıldığı günümüzde artık sadece yapılan değil medyanın öne çıkardıkları ile gündem belirleniyor. Anketin sonuçlarına göre gerektiğinden fazla ilgi gören mimarlar arasında Frank Gehry, Rem Koolhaas, Le Corbusier, Norman foster, Zaha Hadid ve Peter Eisenman gibi isimler bulunuyor. Toyo İto, Peter Zumthor, David Chipperfield, Renzo Piano ve UN Studio’nun ise hak ettikleri ilgiyi görmedikleri düşünülüyordu.
Türkiye’nin de medyatik dünyanın bir parçası olduğu kesin. Bizde de “işini bilen mimarlar” medya araçları tarafından pompalanıyor, bu araçlara ulaşamayanlar gölgede kalıyor. Aynı soruyu yeniden, bu sefer Türk mimarlık camiası için soralım dedik. Sizlerden 25 Mart’a kadar en fazla 5’er tane olmak üzere hak eden ve etmeyen mimarları sıralayıp, saptamalar@mekanar.com adresine yollamanızı istiyoruz. Bakalım sonuç ne çıkacak?
Hayat Bilgisi
İki Fotoğrafın Düşündürdükleri


Küreselleşmeyi bütün dünyanın aynılaşması olarak anlayan çok kişi var. Ama aslında küreselleşme bugün dünyayı zenginler ve fakirler olarak iki keskin kutba ayırmış durumda. Bu iki fotoğrafta iki ayrı coğrafyadan iki ayrı ailenin bir haftada tükettikleri yiyecekler sergileniyor. Aile bireylerinin sayısına da ayrıca dikkat. Yorumu size kalmış…
Alıntı
Ahmet İnam
Bilge dediğin fırlama ve puşt olur. Bilge, hayatın bütün hazlarının ardından koşar ama o hazların hiçbirinin dangalağı olmaz. Bilge adamda hem sokakta süren hayatı yaşayabilme yeteneği ve gücü vardır hem de o hayatın dışına çıkabilme cesareti. Yani bilge insan, hayatın içindedir. Leman'ı, Penguen'i okuduğu zaman esprileri anlar, mel mel bakmaz. Son çıkan küfürleri bilir. Yeni küfürler üretir. Yaşamdan tat almayı bilir ama bunu hiçbir zaman ayağa düşürmez. O küfür ettiği zaman, küfür onda besmele gibi bir şey olur. Bizde bilge,yerinden kalkmaz, yemek yemez, çişi gelmez biri olarak bilinir. Oysa bilge dediğin doğal gaz kuyruğuna girer, sırasını kapan olursa kavga eder, gerekirse karakolluk olur. Bu tanıma göre bilgelik, akademisyenlikle pek örtüşmüyor. Akademisyenlik kötü bir iş. Bilgeliğe aykırı, otuz yıldır millete not veriyorum, kusturucu bir şey, bıktım anasını satayım, hepinize sıfır diyeceğim bir gün. Ya da hepinize yüz, ne fark eder. Bilgelikle akademisyenlik arasında bir ilişki olabilir, o da yaşı 18-20 olanlarla sürekli bir arada olmaktan kaynaklanan bir şey. Bu avantajı kullanırsanız yeni kalabilirsiniz.
Sözlük
Letraset
Henüz bilgisayar teknolojisinin mimarlık alanına girmediği dönemlerde projede gölge vermek amacıyla kullanılan bir nevi “hatch”leme aracı. Yarı şeffaf, üzerinde farklı renklerde dokular bulunan A4 kağıtlar şeklinde satılır. Bir parça kesilir hatchlenecek bölgenin üzerine yapıştırılır, fazlalıklar maket bıçağı ile kesip alınır. Zamanında oldukça pahalı idi ve teslim dönemlerinde öğrencinin belini bükerdi.
Rapido
Modası geçmiş çizim kalemi türü. Farklı kalem ucu kalınlıklarında set halinde satılır, içine çini mürekkebi konularak çizim yapılır. Her proje döneminden sonra, yaz tatili başlamadan saatlerce içini temizlemek gerekir. Yoksa içindeki mürekkep kurur, dönem başı yeni bir set almak gerekir. Yere düşünce içi hemen kırılır, mürekkep akıtır, projeyi berbat eder. Rotring marka olanı makbuldür.
T Cetveli
Masanın kenarına sıkıca yaslanarak ve gönye ile kullanılarak çizim yapılan, günümüzde fetişleşmiş çizim aracıdır. Fetişleşmesinde, zamanında belediye başkanlığı seçimlerinde bir elinde t cetveli, bir elinde bilgisayar klavyesi ile poz veren Ahmet Vefik Alp’in katkısı büyüktür. Toplu taşıma araçlarıyla okula giderken milletin orasına burasına girer, küçük tartışmalar çıkartır. Gittikçe daha az görülmektedir ve nesli tükenen çizim araçlarındandır.
Saptamalar
Ön yargılı, taraflı, modernist sayfa. Ayda bir yayınlanır.
Bu sayının ekibi: Pelin Çetken (Hayat Bilgisi) ve Hakkı Yırtıcı.
Saptamalar mimarlık ve tasarım dünyasına kendine özgü dili ve bakışı ile eleştiren, klişelere karşı duran, absürtlükleri gösteren, kısacası her şeye tersten bakan bir köşedir. Bu konularda beraber düşünmek ve üretmek istiyoruz. Her tür çarpıtma, sallama, sanrıma, saplama, saptama, sarsma serbest. Saptamalar’ın bölümlerine katkıda bulunabilir, yeni bölümler önerebilirsiniz.
Yayınlanmasını istediğiniz doküman ve çalışmalarınızı en geç her ayın 25’ine kadar saptamalar@mekanar.com adresine yollayabilirsiniz.

Tanrı Mimardan Pop Stara
Bugüne baktığımızda, son 100 yılda mimarın toplum gözünde geldiği nokta oldukça ilginç. 20. yüzyıl başında bizler toplumu kurtaracak, yönlendirecek bir nevi modern tanrılar idik. Bizim için mimarlık sadece mimarlık; yapı yapmak sadece yapı yapmak değildi. Bu araçlarla yeni yüzyılın yeni toplumunu kurmak amaçtı. Dönemin her mimarı için böylesine yüce bir motivasyon vardı.
Şimdi ise böyle değil. Mimar sıradan birisi. En fazla popüler kültür içinde bir figür. Magazin ve yarışma programlarında bir anda ünlenen sokaktaki insandan pekte bir farkı yok. Medya onları ön plana çıkarıyor, gündemi belirliyor; mimar da popüler kültür içinde bir özne olmaktan çok nesne olarak davranıyor. Artık davranışlarını yüce amaçlar değil, medyanın kuralları belirliyor. Her biri nasıl ön plana çıkar, ünlenirim diye stratejiler geliştiriyor; medya ajansları ile çalışıyor; “imaj maker”lar ile beraber kendilerini yeniden kurguluyorlar.
Ne oldu da bizler bu kadar ayağa düştük? Toplumu kurtarma görevimize ne oldu? Yoksa bunların hepsi bir yanılsama id ve mimarlığın da diğer mesleklerden bir farkı yok muydu? Açıkçası bu durumu kabullenmekte zorlanıyorum ama burada, şimdi bu 100 yıllık değişimin izini sürmeye çalışacağım.
İlk saptamam şu: 1900 – 1940 arası avangard modernizmin kişilere dayalı deneyleri anonimleşti, yüzyılın ortasında fiziksel ve kurumsal araçlarını buldu. Modernizm kurumsallaştıkça ilk hızını ve iddiasını kaybetti. Yeni bir dünya kurmanın araçları, konut ihtiyacını acil olarak karşılamanın sıradan araçlarına dönüştü. Modernist ilkeler törpülendi, basitleştirildi, sığlaştırıldı. Bunun sonuçlarının ne olduğunu hepimiz biliyoruz: ruhsuz, kimliksiz yapılar yığını.
İkinci kırılma noktası 1960’ların sonunda yaşanan dönüşüm. Modernist ideallerin gelecek ufkunun yerini “hemen ve şimdi” mantığı aldı. Geleceğe dönük ideallerin yerini tüketim toplumunun sonsuz iştahı aldı. Artık mimarlardan beklenen onları eğlendirecek nesneler tasarlaması idi. Kimse gelecek ile ilgilenmiyor, şimdiyi istiyordu.
Üçüncü ve son kırılma noktası ise 1980’lerin sonunda yaşanan neoliberal dalga. Kamu yatırımları hızla düşerken sermayenin kendi karını maksimize etmeye yönelik büyük projeleri ön plana çıktı. Bu, mimarlığın toplum ile olan ilişkisinin koptuğu son nokta idi. Mimar artık bir yönlendirici değil sadece büyük projeler içinde önemsiz, sermayeye hizmet eden sıradan bir figüre indirgendi. Bugün mimar bu ideolojik çerçevede varolmaya, ekmeğini kazanmaya çalışan sıradan bir meslek adamı. Sermayeye eklemlenmiş, tabi olmuş bir meslek alanını temsil ediyor. Artık herhangi bir yaptırım gücü yok. Ayakta durabilmek için sistemin kendisine biçtiği rolü oynamak zorunda. Bu amaçla popüler kültürün araçlarını kullanıyor. Sisteme entegrasyonu onu yüce idealleri olan bir düşün adamı olmaktan basit bir pop yıldızına dönüştürüyor.
Tekrar ilk soruya dönelim. Yüzyılın başındaki “grandiöz” düşüncelerimiz bir yanılsama mıydı? Aslında hiçbir zaman böyle bir görevimiz olmamıştı da biz mi kendimize böylesine bir değer biçmiştik? Ve belki de tam da bu tanrısal, egosantrik düşünce biçimimiz mi bugünkü durumu yarattı? Eğer nesneleri tasarlamaktaki vizyonumuzdaki başarıyı toplumu ve bunun içindeki kendi yerimizi anlamakta da gösterebilseydik bugün daha gerçek bir toplumsal mimarlık kültürü yaratmış olabilir miydik? Son sözüm şu: modernist deneyim içinde pek çok hata yapıldı, yanlış vizyonlar kurduk. Ama görüyorum ki halen modernizm ile tekrar ve tekrar hesaplaşılıyor oluşu modernizmin köklerine yeniden bakmayı ve oradan bir ders çıkarılmasını gerektiriyor.



