Gündem


Tanıtım Konuşmaları

Geçen ay üniversiteler özellikle de vakıf üniversiteleri için önemli bir aydı. Üniversite sınav sonuçları açıklanmış ve öğrenciler velileri ile (ne de olsa para onlardan çıkıyor) okul okul dolaşarak puanlarına ve paralarına uygun üniversite arayışına başlamışlardı. Üniversitelerde tanıtım masaları kuruldu ve saptamalar ekibinden bir arkadaşımızda bunlardan birinde görevliydi. Tabi ki bilinçli veliler ve öğrenciler vardı ve üniversite seçerken eğitimin kalitesine önem veriyorlardı ama aşağıdakine benzer diyaloglar da olmadı değil:

Diyalog 1
-    Zırrrrrrr (telefon çalıyor)
-    Alo
-    Labtop veriyor musunuz?
-    Hayır
-    Şılaaak (karşı tarafın telefonu kapatma sesi)

Diyalog 2
Bu sefer karşılıklı bir görüşme
-    Ay benim puanım sizin okulun mimarlık bölümünü tutuyor ama benim hiç çizim yeteneğim yok; yapabilir miyim acaba?
-    Zaten bu yüzden mimarlık eğitim alıyorsunuz, hiç kimse doğuştan mimar olmaz. Yoksa hemen size diploma verirlerdi.
-    Peki zor mudur, çok çalışmak gerekir mi, yoksa daha kolay bir bölüm mü seçsem, ne dersiniz?
-    Bakın sonuçta bir meslek, bir işi doğru yapmayı öğreneceksiniz. Yani hangi bölüm olursa olsun çok çalışmak gerekir.
-    Tabi ama mesela hangi dersler var, ne kadar zorlar, ne yapılıyor o derslerde? Mimarlıkta sabahlamak gerekiyormuş, ben çok uykusuz kalamam da.
-    Bak ben burada tanıtım görevlisiyim ama aynı zamanda öğretim üyesiyim de. Tabi ki çok çalışacaksın. Daha şimdiden çalışmanın pazarlığı mı olur ya. Bence sen bu okula hiç gelme, dört yıl başıma da bela olma. Hadi kızım hadi başka okula. (Gördünüz mü müşteriyi kaçırdık, yönetim duymasın bunu)

Diyalog 3
Yine karşılıklı görüşme. Veli masaya yakın koltukta, öğrenci adayı ise kurbanlık koyun gibi arkada oturuyor, gıkı bile çıkmıyor.
-    Ben inşaat işleri ile uğraşıyorum, çocuğu da mimar yapalım, ilerde bana yardım eder, dükkan da hazır sonuçta.
-    Çok iyi düşünmüşsünüz, peki ne öğrenmek istiyorsunuz?
-    Kaça bu okul şimdi, burs olanakları nedir?
-    Eğer ilk tercihine yazarsa %25 burs var. Peşin ödeme de %10 indirim yapıyoruz. Eğer aile de hakim ya da öğretmen varsa yine indirim var. Okul takımına girerse yine indirim alırsınız.
-    Yav çocuğu mimarlık bölümüne yazdırıyoruz, mimar ya da inşaat mühendisi indirimi yok mu? Meslektaşız şunun şurasın da. Peki benim amcaoğlu öğretmen. O olur mu?
-    Maalesef sadece anne ya da baba olmalı.
-    Hay Allah rakam da çok yüksek geliyor, peki başka ne indirimleriniz var. Şu rakamı ? liraya nasıl çekeriz. Rektörle, dekanla mı konuşsak acaba?

Hayat Bilgisi


Mimar Pozları



Elinde maket, pür dikkat ona bakan, bütün dünyadan soyutlanmış, sadece yaptığı işe konsantre olmuş ve sanki fotoğraf çektirdiğinin farkında olmayan mimar pozu en klişe görüntülerden biridir. Arkitera’nın mimarlık arşivi Arkiv’i şöyle bir karıştırdık hemen 2 – 3 tane sanki sözleşmişler gibi aynı pozu veren mimarla karşılaştık. Peki bu görüntünün altında yatan duygu ve düşünce nedir?

Mimarlık insan içindir, insana aittir, onun için yapılır. Ama mesleğin tehlikesi de tam burada yatar. Bir insanın nasıl yaşayacağına; nerede yemek yiyip, oturacağına, çalışacağına, sevişeceğine, sıçacağına ve hatta öleceğine karar veriyorsanız bir süre sonra kendinizin de bir insan olduğunuzu unutup, grandiyöz düşüncelere kapılmak ve kendinizi tanrı sanmak çok kolaydır. Kendini insanlığın iyiliğine adamış mimar artık onlardan üstün bir baba ya da tanrı edası ile onlar adına karar verir, düşünür. Onların değil de kendilerinin ne düşündüğü daha önemlidir. Ama bir türlü neden çalıştığı insanların kendi düşüncelerini beğenmediklerini, başka talepler de bulunduklarını anlayamazlar. Onlara yanlış yaptıklarını göstermek, onları eğitmek gerekmektedir.

Ama bu bir türlü olmaz. Herhalde hiçbir meslek hizmet ettiği insanlardan bu kadar yakınmaz, “müşterisine rağmen iyi mimarlık yapmaya çalıştığından” bahsetmez. Siz hiç duydunuz mu “ben hastalarım yüzünden iyi bir doktor” ya da” müvekkillerimden dolayı iyi bir avukat olamıyorum” diyen birisini?

Saptamalar ekibi olarak deriz ki böyle bir poz veren mimar görürseniz bu, ne insanı, ne gündelik hayatı ne de kendilerini anlamıyorlardır demektir. Onları o zavallı psikozları ile yalnız bırakıp oradan hemen uzaklaşmak gerekir.

Sözlük


Frank Gehry
Bir kağıt parçasını buruşturarak şip şak tasarım yapması Simpsonslar dizisine konu olmuş star mimarlardan biridir. Aslında bir marka olduğu ve kendisinden sürekli Gehryvari işler istendiği için gerçek mimarlığı bırakmış, sıkıntıdan kağıt buruşturmaya ve onları tasarım diye satmaya başlamıştır.

Star mimar
Debordvari gösteri toplumunun şişirerek topluma sunduğu, medyatize olmuş, çok konuşan, konferanstan konferansa koşmaktan helak olan bir mimar türüdür. Kendileri ve yaptıkları birer markadır. Yaptıkları işlerin iyi ya da kötü olmasının önemi yoktur; işlerinin satın alınmaları için onların imzasını taşımaları yeterlidir. Bu tür ülkemize de sık sık gelir ve siyasetçilerimiz, onların kentsel problemlerimizi çözeceklerini umarlar. Ya da en azından çözecekmiş gibi yapmalarını. En büyük utancımız ise henüz bizim dünya çapında bir star mimar ortaya çıkaramamış olmamızdır.

Saptamalar


Önyargılı, taraflı modernist sayfa. Ayda bir yayınlanır.
Bu sayının ekibi Hakkı Yırtıcı, Caner Bilgin (mimar pozları konu mankeni)
Katılım için saptamalar@mekanar.com



Kapitalizm ve İşlev Kavramı


Geçen ay işlev kavramının mimarlıktaki sorunlu yerine değinmiş; nesneler ile onları işlevsel yapan tasarım düşüncesinin açmazlarına değinmiştim. Şimdi ise işlevin modern kapitalist dünyadaki anlamı üzerinde duracağım.

20. yüzyıl başı biz modernistler bir çok umut vaat eden ama bir yandan da karmakarışık, belirsiz bir dünya idi. Modernleşmenin sarsıcı etkileri karşısında ne yapacağımızı, bu yeni dünyayı nasıl kavrayacağımızı şaşırmıştık. Tam da bu noktada, işlev kavramı, gündelik hayatın tüm görünümlerinin altüst olması karşısında bu yeni dünyayı yeniden örgütleme iddiasında olan mimarlık için uygun bir araç olarak görüldü. Daha önce toplumsal bir uzlaşmanın ürünü olan, belirli stiller içinde sıkışmış mimarlığı tüm bu yüklerinden kurtarmanın ve basitçe işlevsel olan iyidir formülünü uygulamanın tam zamanı idi. Bu düşüncenin en önemli metaforu ise makine idi. Makinenin üretimi örgütlemesi gibi bir makinenin kusursuz ve tanımlı çalışması benzeri işlevsel olan bir mimarlıkta yaşamı örgütleyecekti. Ancak yüzyıl başındaki modern mimarlar makineyi sadece bir araç olarak gördüler, onun arkasındaki güçleri, makinenin ekonomi politiğini anlayamadılar. Ben, “ev iyi işleyen bir makinedir” derken mimarlığın temel üretim nesnesi olan evi tüm yüklerinden, anlamlarından, tarihselliğinden kurtarmak; modern dünyanın gerekliliklerine uygun yeni bir yaşam kurmak istiyordum. Ancak çağdaşlarımın ve benim fark edemediğimiz şey modern mimarlığın yücelttiği makine metaforunun aynı zamanda kapitalizmin ideolojisinin cisimleşmiş hali olması idi. Mimarlığı yine sadece mimarlık içinde kalarak değerlendirmiş; modern toplumun nasıl yaşaması gerektiğini düşünürken onun gerçek doğasını hiç anlayamamıştık.

O günlerde bizim göremediğimiz, şimdilerde ise kapitalizm ile işlev arasındaki açıkca görebildiğim ilişkiyi şöyle tarif edebilirim: İşlev kavramı günümüz tüketim kalıpları içinde sermaye tarafından yeni baştan tanımlanmaktadır. Kapitalist örgütlenme, diğer her şey gibi (emek, üretim ilişkileri ve araçları vb.) mekanı da karlılığını maksimize edecek bir araç olarak görür. Araçsallaşan mekan, diğer tüm özellikleri göz ardı edilerek, ekonomik rasyonalite çerçevesinde altyapıya indirgenir, nesnelleşir. Nesnelleşen mekan, “büyüklük”, “hız”, “verimlilik”, “miktar” vb. niceliksel değerler ile ifade edilir. Sermaye için bir mekansal düzenlemenin işlevi, koşullara göre değişen, gerektiğinde tümden vazgeçilen ve yerine yeni koşulların kurulabileceği esnek bir kavramdır. Bir şeyin işlevsel olması, onun ne kadar karlı olduğu ile doğrudan bağlantılıdır. Mekanın işlevinden gelen sabit bir anlamı yoktur. Sermayenin altyapıya indirgediği mekan, üstüne her türlü nesnenin, zamansal ritmin, ilişkilerin takılıp, çıkartılabildiği bir “servis” alanına dönüşür. Kapitalist ekonominin değişen koşullarına bağlı olarak mekan her defasında yeniden tarif edilir, gerekirse tümden yok edilir ve yerine yeni ilişkilerin ve durumların yer alabileceği yeni ortamlar yaratılır.

Görüldüğü gibi fiziksel yapılı çevrenin üretimi mimarlığın işlev ya da diğer bildik konvansiyonlarının ötesinde faktörlere bağlıdır. Ancak mimarlık disiplini halen bu üretimi tek boyutlu olarak görmekte ve mimarlığı sadece mimarlık içinde kalarak üretmeye çabalamaktadır. Ama gerçekte olaya modern kapitalist toplumun değerleri içinden bakıldığında toplumsal, kültürel, coğrafi pek çok mekansal değerin göz ardı edildiği ve sadece kapitalist ekonominin kendine özgü koşulları içinde belirlenen bir mekan anlayışının toplumsal pratiklere hakim olduğu görülmektedir. Mimarlık kendi bilgi üretim alanına ait bu durumla yüzleşmedikçe konuyu sadece basit imar kuralları ve ekonomik kısıtlamaların engellemesi çerçevesinde sızlanmaktan öteye götüremeyecektir.