Gündem


Belediye Başkan Adaylarımızı Tanıyalım


 
Aslında Saptamalar ekibi olarak burada tüm İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adaylarını tanıtacaktık ama yaptığımız ön incelemede sadece DSP başkan adayını tanıtmaya değer bulduk:
Her yerel seçimde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne farklı ve iddialı pek çok aday talip olur. Ama öyle bir isim vardır ki, mimar, ordinaryüs profesör, büyük usta, kent bilimci, şehirsel psikolog ve yüksek mühendis unvanlarına sahip Ahmet Vefik Alp, sağ sol fark etmez sürekli aday olur durur.
Saptamalar ekibinden bir arkadaşımız zamanında proje dersi veren Ahmet Vefik Alp’in asistanı olmuştu. Derse elinde bir Migros poşeti içinde 3 adet cep telefonu, cüzdan ve anahtarları ile gelir; dersin yarısını telefonda konuşarak geçirir; telefonda “o arkadaşın kulağını bir çekelim” gibi tuhaf sözler kullanır; öğrencilerinin adını öğrenmeyi bırakın her ders asistanına İbrahim, Abdullah, Ömer, Mustafa gibi farklı isimlerle hitap eder ve etrafta sanki uzaydan dünyaya yeni inmiş gibi dolaşırdı. İstanbul için önerdiği en akılda kalıcı projelerinden biri de Haliç’in altını tümden otopark yapmaktı. Herhalde projenin finansmanı da inşaat sırasında Haliç’in zemininden çıkacak Bizans altınları ile yapmayı düşünüyordu.
Kutsal bilgi kaynağı Ekşi Sözlük içerisinde Ahmet Vefik Alp hakkında kısa bir araştırma yaptık. İşte sonuçlar:
Seçim kampanyası için hazırlattığı bir elinde t cetveli, bir elinde klavyeli afişi gözümüzün önünden hiç gitmeyecek olan, 3. köprüyü Marmara denizi üzerinden geçiren, bir başka köprü projesinde Kıbrıs’ı anavatana bağlayan acayip mimar. (Kitkat)
Boğazı geçmek için adaların güneyinden dolanılmasının daha uygun olduğunu iddia eden kişi. (Subzero5)
Meslektaşlarından hiçbirinin sempati duymadığı, devir adamı! Kendini nasıl balon gibi şişirdiği, camiada sık sık ti’ye alınır. Fakat cin olmadan adam çarpmaya çalışması, üç kuruş yemek parası cebinden çıkmasın diye şantiyeye damlaması, insanların yolladıkları faksta kendisine “ordinaryüs profesör demeyip”, “Sayın Ahmet Vefik Alp” diye hitap ettiklerinde cevap vermemesi nasıl bir psikozla karşı karşıya olduğunuzu ortaya koyar. (Çelebi)
Bazı insanların nevrozları toplum normaliyle çelişmez dedirten memleketimizin kabul görmüş delilerinden. Ofisinde çalışan insanların neler konuştuğunu duymak için ofise dinleme cihazı yerleştirdiğini duymuştum. Belediye başkanı-mimar-milletvekili filan olmak yerine bilim kurgu yazarı olmak istese taktir ederdim dediğim şahıs. (Kahlo)
 
Ayrıntılı bilgi için www.alparchitects.com.tr
Not: Ahmet Vefik Alp’in cetvel ve klavye ile çekilmiş kült resmini hiçbir yerde bulamadık. Eğer elinizde bu resim varsa lütfen Saptamalar’a gönderin.


Hayat Bilgisi


Mimarlık Ofis İsimleri
 
Malum ekonomik kriz var. Pek çok mimarlık ofisi ya boş oturuyor ya da çaresizlikten yarışmalardan medet umuyor. Hele bu ortamda yeni ofis açmak hiç akıl karı değil. Ama biz her şeye rağmen yeni ofis açmayı düşünenlere ya da ofislerini kapatmak istemeyenlere garantili bir formül önerelim dedik.
Marka isimlerinin önemli olduğu bir dünyada bu dünyanın uzantısı olan mimarlık ofislerinin isimleri de çok önemli. Aslında bir şeye isim vermek her zaman önemli ve zor olmuştur. Ne olunduğu, ne yapılmak istendiği net bir şekilde bu ismin içinde olmalıdır. Dünyada ve Türkiye’de en yaygını mimarların kendi soyadlarını kullanarak büro açmaları; “Eisenman Architects” ya da “Arolat Mimarlık” gibi. Diğer bir formülse yaptıkları işi abartan, fiyakalı bir isim bulmak; Rem Koolhaas’ın ofisi OMA (Office for Metropoliten Architecture) gibi.
Saptamalar ekibinden bir arkadaşımız ilk ofisini 1997’de açmış ve üç yıl sonra hem (yine) ekonomik kriz hem de isminden dolayı olsa gerek kapatmak zorunda kalmıştı. Ofisinin adı “Beyin Hasarı Atelyesi” idi. Kimse bu ismi kullanmak için heveslenmesin, kendisi biraz paranoyak olduğundan bir sürü para verip bir de isim hakkını satın almıştı. Doğal olarak bu isim altında iş yapamayıp battı; batırdı.
Saptamalar yeni ofis açmayı ya da ismini değiştirmeyi düşünen mimar arkadaşların da aynı hatayı yapmaması için Türkiye’nin koşullarına uygun bir dizi ofis ismi sunuyor:
• Şipşak Mimarlık
• Ucuz ve Hızlı İş Mimarlık
• Kopya Üretim Mimarlık Çalışmaları
• Gel – Al – Git Mimarlık Ofisi
• Ayaküstü İnşaat ve Mimarlık Hizmetleri
• Her İş – Her An Yapım Hizmetleri
 
Hadi kolay gele...
 
 Alıntı

Nietzsche

İyi ve kötüde yaratıcı olmak isteyen gerçekte yok edici olmalıdır ve değerleri parçalayıp yıkmalıdır. En üst düzeyde kötülük en üst düzeyde iyiliğin parçası olur böylece. Sessiz kalmak en kötüsüdür. Söylenmemiş tüm gerçekler zehre dönüşür. Gerçeklerimize çarpıp ne kırılacaksa bırakın çarpsın kırılsın. Daha kuracak pek çok ev var. Böyle buyurdu Zerdüşt.


Sözlük

Görünüş

Mimari projeye değmeden geçen kesit çizgisidir. Ancak bu durum biraz tuhaf karşılandığı için ayrı bir isim vermek gerekmiş ve adına “görünüş” denmiştir. Projenin çizmesi keyifli bir aşaması olup, sabunlama yapmaya imkan verir. Okul ve yarışma projelerinde genelde otun, ağacın, yeşilin arkasında kaldığından çok net görülemez.

MVRDV
 
Kuracakları ofise ne isim vereceklerini bulamayınca “aman boş verin ya, isimlerimizin baş harflerini kullanırız, olur biter” diyen bir grup Hollandalı mimar.
 
Nostalji
 
1. Geçmişe duyulan özlem.
2. Nostalji geçmişe yönelik olmasına rağmen aslında modern bir kavramdır. Modern hayatın getirdiği kargaşa, belirsizlik ve değişkenlik karşısında çağdaş insanın geçmişi bir bütün değer olarak kavrama yanılsamasıdır. Nostalji duygusu çağdışı değil tam tersi çağdaş olmanın en büyük belirtisidir. Bu açıdan modernliği kavramanın bir şeklidir denebilir.
 
 
Saptamalar

Önyargılı, taraflı, modernist sayfa. Ayda bir yayınlanır. Bu  sayının ekibi: Hakkı Yırtıcı, Caner Bilgin

Katılım için
saptamalar@mekanar.com


Yanlış Anlaşıldım: İşlev Ne Demek?


Modern mimarlığın 20. yüzyılın başındaki formülasyonunun temelini “işlev” düşüncesi oluşturur. Basitçe “mimarlık işlevsel olmalıdır” şeklinde formüle edilebilecek bu düşünce tüm yüzyıla damgasın vurmuştur. Ancak hiç sorulmayan soru şudur: Acaba ne olmuştur da zaten faydalı olması kaçınılmaz olan ve tarih boyunca kullanılmak için yapı üreten mimarlık yüksek sesle işlevsel olması gerektiğini telaffuz etmek zorunda kalmıştır?

Geleneksel dünyanın kurum ve kuralları içinde mimarlık toplumun doğal bir uzantısı ve kelimenin tam anlamı ile topluma içkin bir pozisyondaydı. Nerede durduğu, kime hizmet ettiği ve ne yaptığı tanımlı idi. Bu şekli ile toplumsal olarak meşruluğu sağlam ve güvence altında idi. Ne zaman ki modernleşme geleneksel dünyanın tüm konvansiyonlarını yıktı ve tarihte daha önce görülmemiş yeni durumlar yarattı; mimarlık da bu güvenli ortamını yitirmiş oldu.

Böylelikle daha önce eylemini meşrulaştırma ihtiyacı duymayan mimarlık, modernleşme ile ilk defa kendisini gerekçelendirmek zorunda kalmış; salt geometrik ilişkilerin soyut alanına indirgenerek, meşruluğunu işlevsel olma zemininde aramaya başlamış ve işlev kavramı ilk bakışta bu yeni dünyayı yeniden örgütleme iddiasında olan mimarlık için uygun araç olarak görülmüştür.

Ancak aradan geçen zaman bizlere çözüm olma iddiasındaki işlev kavramının kendisinin bir soruna dönüştüğünü gösterdi. İşlev kavramının mimarlığın merkezine yapay bir şekilde oturtulması, fayda ve kullanım unsurlarını gözetmesi gereken mimarlığı iki boyutlu bir hale getirmiştir. Her şey plan düzleminde ve sanki tek işlevi olabilecekmiş gibi anlaşılmaya başlanmış; örneğin bir masanın işlevi üzerinde yemek yemek ya da çalışmak olarak belirlenip, hatta bu iki eylem için farklı masalar tasarlanıp, olası tüm diğer kullanımları engellemeye başlamıştır. Böylelikle mimarlık tek anlamlı ve gündelik hayatın çeşitliliği karşısında yetersiz kalmaya mahkum olmuştur.

Burada anahtar kelime “işlev” yerine “kullanım” kavramını kullanmak. Bir şeyin işlevini baştan belirlemek onu dar bir kalıba sokarken, bir şeyin kullanılır olmasını gözetmek onu olası tüm kullanımlara açık hale getirmektedir. Masa örneğine geri dönecek olursak “işlevsel” bir masanın kullanım alanı daha baştan belirliyken, “faydalı” bir masa üzerinde çalışmak; yemek yemek, üstüne oturup düşünmek; altında saklanmak; üzerinde, altında, sağında, solunda sevişmek, dans etmek gibi hiç öngörülmeyecek şekillerde kullanılabilir. Ancak işlev yerine kullanım kavramını dikkate alan bir mimarlık böylelikle modern gündelik yaşamın esnekliğini ve çeşitliliğini kendi bilgi alanına dahil edebilir.

Salt işlevsel çözümlemelerle ve basit formalist yaklaşımlarla modern toplumun ve kentin karmaşık doğasının anlaşılamayacağı ortadır. Mimarlık öncelikle bilindik konvansiyonların tanımlı alanından çıkıp, kendi bilgi alanını yeniden ve basit yan yollara sapmadan tanımlaması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki gerçek modernist tavır her yeni durum karşısında kendisini yeniden kurmayı gerektiren bir bilinç durumu gerektirmektedir.