Utrecht'te bir Anaokulu

Drost + van Veen Architecten

Türkiye’de okullar, genellikle tip projelerin ürünüdür. İstanbul’daki bir ilköğretim okulunun aynısını Sivas’ta görme şansınız vardır. Farklı coğrafyalarda olmalarının pek bir önemi yoktur, nedense okul gibi, hastane gibi, hapishane gibi yapıların coğrafya ile yer ile pek ilgileri yoktur. Onlar barındırdıkları insan sayısına göre şekillenirler. Okulların bütününe bakılınca sadece sayı ile şekillenmenin de ötesinde saklı bir arzunun da burada yattığı gözlemlenebilir; tek tipte insan yetiştirme arzusu!



Bu tek tipteki okullardaki öğrencilere dayatılan kurallar vardır ki bu kurallar da tıpkı mekanın tek tipleştirilmesinin bir uzantısı şeklindedir. Tek tip formalarda, aynı saç uzunluğunda, şeklinde birbirine benzer yığınla öğrenci kurar bu kurallar. Böylece daha dışarıdan başlayıp, içeride de mümkün olduğunca sorun çıkarmayan, uslu, sadece dersine bakan, fazla düşünmeyen bireycikler yayılır dört bir yana. Okul tipindeki aynılık mümkün olduğunca öğrenciler için de geçerli kılınır. İstanbul’dan Sivas’a değişen çok da bir şey olmamalıdır nedense. Bunlara karşı koyanlar da vardır, kulağına küpe takıp bunu yara bandı ile saklayandan, hoca yokken gömleği dışarıda gezene, eteğini kıvırarak dolaşana kadar çeşit çeşittirler. Ama ki baskın güç, yönetim bunu fark ettiği an küpeler çıkar, gömlekler içeri sokulur, eteklerin boyu uzar, kimsenin kimseden farkı kalmaz, düzen bozulmaz, kimse farklılaşmaz, ta ki zil çalana kadar.



Mekanları kuran yaşanmışlıklar ve yaşanması istenenlerdir. Bu o mekanı kurana çok belirgin bir güç verir, o mekanı kuran kişi, mimar ya da başkası kim ise, çok büyük bir otorite olarak belirir. Bu sebeple mimarlık çoğu zaman Tanrısal bir iş olarak görülür. En tepeden nasıl bir hayat yaşanacağına Tanrılarla birlikte karar verir mimarlar çünkü. Ama mimar en tepedeyken çizeceği hayatı göremez, bu yüzden tüm bu inanışların aksine mimarın yerde gezeni makbul olur. Tanrılarla yan yana durmaktan vazgeçemeyen mimarlar ise tepeden kurdukları ilişkiye devam ederler. Tip projeler yalnızca bu mimarların değil, Tanrılarla aynı anda karar almak isteyen tüm zihinlerin ürünü olarak karşımıza çıkar.



Hollanda, Utrecht’te bir anaokulu projesi değil tipleşmek, çevresindeki tipolojinin de farklılaşmasını sağlayan bir kurgu ile karşımıza çıkıyor. Drost+van Veen architecten ekibinin tasarımı olan bu proje diğerleriyle aynı gözüküp, ancak ona yaklaşınca, ona dahil olunca farklılığı fark edilen bir proje. Renkliliğiyle, çatısındaki oyunla, kullanılan malzemeleriyle etrafındaki benzerlerinin aksine bir tavır sergileyerek onu fark edenleri şaşırtıyor. Mekanın anlatmak istediği birden, herkes aynı görünebilir, ama sen bu aynılığın içindeki farklılaşmaya bak oluyor ve bu mekanda büyüyen bir çocuk dünyayı böyle algılayarak büyüyor. Bazıları neden Hollanda bu kadar çok tasarımcı üretiyor diye sorarken cevap böyle projelerin içinde büyümekten de geçebiliyor.



Mimarın yerde gezineni, yerin farkında olanı yerden bir selam veriyor yukarıdaki Tanrılara böyle projeler ile. Tanrılar çok meşgul olduklarından bu selamı görmüyorlar bile.

Derleyen: Pelin Çetken

Kaynak:
www.arcdaily.com

Resim Galerisi: