Koyun Ahırı

70F Mimarlık

Mimarlık nedense büyük hikayeleri daha çok seviyor. Büyük hikayelerin ışıltısı cezbediyor mimarı, mimarlığı. Bir alışveriş merkezi tasarlamanın dayanılmaz cazibesi kolayca sarıveriyor dört bir yanını mimarın, geriye kalan küçük şeyler ise bazı merkezlere toplanırsa herkes daha mutlu olur sanılıyor.

Kentlerde “en”lerin savaşı yaşanıyor. En büyük alışveriş merkezi olma, en çok katlı gökdelen olma, hep bir uçta olma halini sunma, yığınların arasından ancak böylece sivrilme tutkusu sarıyor hem mimarları hem de işverenleri. Küçük hikayelerse yığın denilen şeyin içinde kalıyor. Büyük hikayelerin bir parçası olmanın baş döndürücülüğünün yanında bir mezbaha tasarlamak, ya da bir ahır tasarlamak çok gündeliğe ilişkin kalıyor, hikayenin feri sönüyor, küçüldükçe. Herkes et yemeyi seviyor, ama o etin daha önce nasıl bir yaşantısı olduğuna dair kimsenin bir merakı olmuyor.



Etin daha önceki yaşantısı, mesela bir koyun olduğu zamanlardaki yaşantısına dair bir şey tasarlamak tüm bu büyük hikayelerin arasında duramıyor bile. Koyun bir şekilde yaşıyor, bir şekilde kesiliyor, bir şekilde çeşitli işlemlerden geçip o büyük hikayenin içine sızabiliyor. Bir alışveriş merkezi hikayesinin içinde ancak bir fast-food menüsünde kendine yer bulabiliyor koyun.



Etin daha önceki yaşantısı dert edenler çıkmıyor değil. 70F Mimarlık, ki bu meseleyi Hayvan Besleme Çiftliği projelerinde de dert edinmişlerdi, bu sefer sadece koyunlar için bir tasarıma girişiyorlar. Hollanda, Almere’de 80 tane koyunun yaşantısını bir düzene sokma amacıyla bir ahır tasarlıyorlar. Ahşap ve çelik strüktürlü olan bu yapı, ziyaretçileri özellikle de okul gezileri ile gelecek öğrencileri kabul edecek şekilde düşünülüyor. 2 katlı yapının, 2. katında çoban için bir oda ve bir ofis de yer alıyor. Kamuya açık bir koyun ahırı böylelikle tasarlanmış oluyor. Etin daha önceki yaşantısında neler yaptığı böylelikle gözlemlenebiliyor.


Doğu görünüşü

Havyanlar için bir şey tasarlamak diye bir durum yok aslında, bir ahır tasarlama, bir mezbaha tasarlama, bunlar aslında direkt insan için olan, insana geri dönüşümü olan tasarımlar. Yoksa bir koyun herhalde demiyordur “hmm, hoş bir tasarım, yerler de laminant galiba, bir de şuraya otları yığdık mı, tamamdır, eve yerleştik sayılır”. Ama çobanın koyunlarını barındırdığı yere göre yaşadığı çoğu şey değişiyordur. Üstelik bu sadece çobanın değil, o koyunlarla ilgisi olan herkesin hayatını etkiliyordur, tıpkı bu tasarımdaki gibi.



Üzerine pek de düşünülmeyen bir konu üzerine kafa yorup, düşünüp, o konuya nitelikli bir çözüm getirmek, bunu bir yapı ile insanlara sunmak aynı anda birçok insanın hayatındaki cümlelerle oynamaktır aslında. İçinde yaşadığımız, barındığımız şeyler, bizlerin hayatlarının geçtiği şeylerin ne oldukları kadar nasıl oldukları da önemlidir, derme çatma bir barakaya koyunlarını kapatan bir çoban ile böyle bir yapıdaki çobanın hikayeleri farklıdır. Aynı işle uğraşmalarına rağmen hayatlarında kullandıkları kelimeler de farklıdır. Farklı coğrafyaların insanı olmanın ötesinde bir durum olarak farklıdır üstelik bu durum.



Büyük hikayelere yalnızca menüdeki bir et olarak girmenin ötesinde bir küçük hikayenin, önemsendiği vakit, nasıl büyük hikayelerin yanında durabildiği gözlemleniyor bu tasarımla. Etin daha önceki yaşantısının ne olduğu böylelikle önem kazanıyor. İnsan düşünmeden edemiyor, her an bir büyük hikayenin içindeki bir menüde et olma ihtimalini ve bu korkuyla kendi hikayesine tutunuyor. Bazı tasarımlar, küçük hikayeleri de anlatsalar, etkileri büyük oluyor.

Derleyen: Pelin Çetken

Kaynaklar:
www.70f.com
www.arcdaily.com

Resim Galerisi: