S(ch)austall
FNP Mimarlık

Aslında hepsi birer beton parçası. Tüm bu görülen, yaşanan çevrenin içinde var edilmiş binaların hepsi özünde birer beton parçası. Üzerlerindeki kaplamalar, boyalar atılınca geriye kalan o “kabası”, onların tüm eksikliklerini, fazlalıklarını, sorunlarını gösteren en çıplak, en gerçek yüzü. Binaya usturuplu bir biçimde yalan söyletme aşaması olan ince işler aşaması, adı üzerinde, onun kabalığını inceltmeye, sorunlarını kapatmaya çalışan bir çabalar yığını, bir nevi makyaj; onun o kaba halini saklayan, alıcısına onu şık gösteren bir oyunlar bütünü.

Makyaj zamanla akar, bina kabasını hafiften ortaya koyar. İçinde birilerini yaşatma, barındırma yetisini tüketen bina, kaderine terk edilir. Zamanın içinde eskir, eskimenin değerli olması çoğu kimseyi ilgilendirmez. Çünkü hep bir yeni vardır. Eskiler kendi kendilerini yok ederken, yeniler hep bir şekilde yine mi denilmeden yeniden üretilir.

Bu noktada Stuttgart kökenli FNP Mimarlık’ın, S(ch)austall adlı sergi salonu tasarımları eski ya da yeni olmanın dışında bir üçüncü durum nasıl oluşturulur açısından dikkat çekiyor. S(ch)austall kelimesi Almancadaki domuz ahırı anlamına gelen kelime ile sergi salonu anlamına gelen iki kelimenin birleşip bir kelime oyunu ile sunulmasıyla oluşuyor. FNP Mimarlık bu çalışmalarıyla mimarlığa dair ilginç bir sorgulamaya girişiyor. Kaderine terk edilmiş, eskimiş, tükenmiş binaların yaşanmışlık değerlerini önemsiyor, onlara başka bir kader çiziyor. Kendi haline terk edilmiş eski bir domuz ahırının, eskiliğini, yaşanmışlık değerini bir sergi salonu tasarımı için kullanılır hale getiriyor.
Almanya, Pfalz’da 18. yüzyıldan kalmış, sadece dış kabuğunu koruyabilmiş olan bir domuz ahırının “kalmış”lığını değerlendiren ekip onun bu değerine hiç dokunmuyor, içini zaman içinde yitirmiş olan bu yapıya ahşaptan, 2 katlı bir “içlik” tasarlıyor ve bu eski dış kabuğun içine bu içliği yerleştiriyor. Ortaya artık değerini, işlevini yitirmiş bir binanın yeniden üstelik özgün bir biçimde kullanılabildiği ilginç bir tasarım çıkıyor. Kabasını dahi yarım yamalak ortada tutan yapıya çok farklı bir ince iş uygulaması yapılıyor. Ne eskiye ne de yeniye, üçüncü bir zamanın diline, kendi zamanına ait bir tasarım oluyor bu yapı.

Mimarlık o kadar çok gerçeğe dair, gerçekle ilişkili bir şey ki, kağıt düzleminden dünya düzlemine atılmış bir bina zamanla yok olmaya yüz tutsa bile varlığı ile bambaşka tasarımlara araç olabiliyor. Kağıt üzerinde etkisiz duran çizgiler, dünya gerçekliğince her daim yeniden yorumlanabiliyor. Zaman, dünya gerçekliğinde bilinenlerin dışında başka türlü bir tasarım aracı oluyor. “Yeni” olmanın anlamı sorgulanır oluyor.
Derleyen: Pelin Çetken
Kaynak:
www.fnp-architekten.de
www.archinetia.com
Resim Galerisi:

Makyaj zamanla akar, bina kabasını hafiften ortaya koyar. İçinde birilerini yaşatma, barındırma yetisini tüketen bina, kaderine terk edilir. Zamanın içinde eskir, eskimenin değerli olması çoğu kimseyi ilgilendirmez. Çünkü hep bir yeni vardır. Eskiler kendi kendilerini yok ederken, yeniler hep bir şekilde yine mi denilmeden yeniden üretilir.

Bu noktada Stuttgart kökenli FNP Mimarlık’ın, S(ch)austall adlı sergi salonu tasarımları eski ya da yeni olmanın dışında bir üçüncü durum nasıl oluşturulur açısından dikkat çekiyor. S(ch)austall kelimesi Almancadaki domuz ahırı anlamına gelen kelime ile sergi salonu anlamına gelen iki kelimenin birleşip bir kelime oyunu ile sunulmasıyla oluşuyor. FNP Mimarlık bu çalışmalarıyla mimarlığa dair ilginç bir sorgulamaya girişiyor. Kaderine terk edilmiş, eskimiş, tükenmiş binaların yaşanmışlık değerlerini önemsiyor, onlara başka bir kader çiziyor. Kendi haline terk edilmiş eski bir domuz ahırının, eskiliğini, yaşanmışlık değerini bir sergi salonu tasarımı için kullanılır hale getiriyor.
Almanya, Pfalz’da 18. yüzyıldan kalmış, sadece dış kabuğunu koruyabilmiş olan bir domuz ahırının “kalmış”lığını değerlendiren ekip onun bu değerine hiç dokunmuyor, içini zaman içinde yitirmiş olan bu yapıya ahşaptan, 2 katlı bir “içlik” tasarlıyor ve bu eski dış kabuğun içine bu içliği yerleştiriyor. Ortaya artık değerini, işlevini yitirmiş bir binanın yeniden üstelik özgün bir biçimde kullanılabildiği ilginç bir tasarım çıkıyor. Kabasını dahi yarım yamalak ortada tutan yapıya çok farklı bir ince iş uygulaması yapılıyor. Ne eskiye ne de yeniye, üçüncü bir zamanın diline, kendi zamanına ait bir tasarım oluyor bu yapı.

Mimarlık o kadar çok gerçeğe dair, gerçekle ilişkili bir şey ki, kağıt düzleminden dünya düzlemine atılmış bir bina zamanla yok olmaya yüz tutsa bile varlığı ile bambaşka tasarımlara araç olabiliyor. Kağıt üzerinde etkisiz duran çizgiler, dünya gerçekliğince her daim yeniden yorumlanabiliyor. Zaman, dünya gerçekliğinde bilinenlerin dışında başka türlü bir tasarım aracı oluyor. “Yeni” olmanın anlamı sorgulanır oluyor.
Derleyen: Pelin Çetken
Kaynak:
www.fnp-architekten.de
www.archinetia.com
Resim Galerisi:



