Photoshop Kentler
Pelin Çetken

Kentlerin kur(dur)dukları imgenin kentlerden daha çok satmaya başladığı günlerden bu yana mimarlık hep önce yaratılacak olan o imgeyi besleme peşine düştü. Sanki tüm kentler bir “photoshop” programına atıldı ve içerdikleri tüm kareler oldukları gibi değil de olmak istedikleri gibi hale gelebilmeleri için “layer” “layer” değiştirilebilir oldular. Bazı kareler çözünürlülüğünü arttırdı, renklerini cilalattı, bazıları ise bulanıklaşıp kaybolma yolunu seçtirildiler. Amaç bütündeki o koca parlak imgeyi bozmamaktı çünkü bilinenin aksine alıcısı olmayan bir kentin bakıcısı da olmazdı.
Kentler kendi içlerinde yığınlarca hikayeyi bir arada sürdüren, birbirinden ayrı yığınlarca insan ve nesnenin bir araya geldiği, kendiliğinden bir anlam kurdukları yerlerken, “photoshop”laşmaya başladıkları andan itibaren kendiliğinden kurdukları düzen değişmeye başladı. Birileri dışarıdan başka başka kareler eklemeye başladı ana fotoğrafa. Kendiliğindenliğin yerini bir kolaj çalışması aldı. Yerine göre bazı karelerin gösterilmediği, yerine göre ise bazı karelerin olduklarından başka türlü gösterildiği bir dünya kuruldu ve satılmaya başlandı. Gerçeğin, kurgular üzerinden ilerlediği bir dünyada kolaj çalışması haline gelen kentler çok da yadırganmadı.

Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm öncesi fotoğrafı ve sonrasındaki olası render çalışması.
“Photoshop” programını bilenler bilir, fotoğraf denilen şeyin onun aracılığıyla nasıl değiştirilebilir bir şey olduğunu, gerçeğin kurmaca yanının bu bilgisayar programı aracılığıyla nasıl desteklenebileceğini. Bu anlamda onun içinde bir an için kentteki kolajın gerçeği olan şey, diğer bir anda “layer”ı kapatılır kapatılmaz, kolajda hiç var olmamış gibi yaşayabilir. Önemli olan hangi anda hangi “layer”larla bir kolaj kurulacağıdır. Her şey bu kadar 2 boyutluyken, dünyanın 3 boyutlu bir yer olması ve mimarlığın onun içinde 3 boyutlu nesneler üretiyor, tüketiyor olması çok da önemli değildir. Bu yüzdendir ki İstanbul’da, kentsel dönüşümün yaşarken 3 boyutlu olan hikayeleri, o hikayelerin içindeki 3 boyutlu insanları, o insanların hayatın içinde yaşadıkları 3 boyutlu sorunları bu 2 boyutlu düzende çok da anlamlı kalmaz. Mimarlığa ürettiği ve yok ettiği tüm hikayelerin 2 boyutta nasıl yansıyacağını düşündürüldüğü sürece o elde kalan bir boyut ile kimse ilgilenmez.

Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm öncesi fotoğrafı ve sonrasındaki olası render çalışması.
Sulukule’nin kentteki dönüşümü içinde 3 boyutlu olan tüm hikayeleri, Sulukule’nin yıkılması ile 2 boyuta indirgendi ve kayboldu gitti. Kentte yoksulluk kanlı canlı 3 boyutuyla, kent kolajının en gözükmeyen yerine sürüldü ve hatta çözünürlülüğü düşürüldü, bulanıklaştırıldı, göz görmesin, gönül katlansın istenildi. Sulukule’nin ise “layer”ı kapatıldı onun üzerinden yeni, onunla alakası bile olmayan bir başka “layer” yaratıldı. Her şey bu kadar basitti. Şimdi sıra Tarlabaşı ve insanlarının 3 boyutlu hikayelerinde, mekanlarında. Onlara da anlatılacak kent kolajında kendilerine yer olmadığı, “layer” “layer” gözden kaybedilecekleri. Şu sıra Tarlabaşı bulvarından geçerken dikkatle bakılırsa kapanan “layer”lar hala fark ediliyor. Boşaltılan her ev 3. boyutunu yitiren insanları fısıldıyor. Bir zaman sonra bu da fark edilmeyecek. Çünkü kapatılan o “layer”ların yerini başka şeyler alacak. Bizler kent dönüşüyor sanırken, kentte yalnızca eski “layer”lar kapatılıp, yeni “layer”lar açılıyor olacak.

Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm öncesi fotoğrafı ve sonrasındaki olası render çalışması.
Kentlerin “photoshop”laşması, onun üzerindeki her şeyin eklenebilecek ve çıkartılabilecek birer “layer”a dönüşmesi kişiye 3 boyutluyken, 2 boyuta indirgenen kimselerin, “layer”ları kapandığında, kolajda yerlerini yitirdiklerinde, bu sanal boşluk haline gelen dünyada nereye gittiklerini sordururken, mimarlığın ise bu kolajda “photoshop”un içindeki kolajın yapılmasını sağlayan araçlardan öteye gidemediği hatırlatıyor. Mimarlık yer ile kurduğu onun üzerine bir söz söyleme ilişkisini işte o anda sonsuz kere yitiriyor.
Kaynak:
www.tarlabasiyenileniyor.com
Kentler kendi içlerinde yığınlarca hikayeyi bir arada sürdüren, birbirinden ayrı yığınlarca insan ve nesnenin bir araya geldiği, kendiliğinden bir anlam kurdukları yerlerken, “photoshop”laşmaya başladıkları andan itibaren kendiliğinden kurdukları düzen değişmeye başladı. Birileri dışarıdan başka başka kareler eklemeye başladı ana fotoğrafa. Kendiliğindenliğin yerini bir kolaj çalışması aldı. Yerine göre bazı karelerin gösterilmediği, yerine göre ise bazı karelerin olduklarından başka türlü gösterildiği bir dünya kuruldu ve satılmaya başlandı. Gerçeğin, kurgular üzerinden ilerlediği bir dünyada kolaj çalışması haline gelen kentler çok da yadırganmadı.

Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm öncesi fotoğrafı ve sonrasındaki olası render çalışması.
“Photoshop” programını bilenler bilir, fotoğraf denilen şeyin onun aracılığıyla nasıl değiştirilebilir bir şey olduğunu, gerçeğin kurmaca yanının bu bilgisayar programı aracılığıyla nasıl desteklenebileceğini. Bu anlamda onun içinde bir an için kentteki kolajın gerçeği olan şey, diğer bir anda “layer”ı kapatılır kapatılmaz, kolajda hiç var olmamış gibi yaşayabilir. Önemli olan hangi anda hangi “layer”larla bir kolaj kurulacağıdır. Her şey bu kadar 2 boyutluyken, dünyanın 3 boyutlu bir yer olması ve mimarlığın onun içinde 3 boyutlu nesneler üretiyor, tüketiyor olması çok da önemli değildir. Bu yüzdendir ki İstanbul’da, kentsel dönüşümün yaşarken 3 boyutlu olan hikayeleri, o hikayelerin içindeki 3 boyutlu insanları, o insanların hayatın içinde yaşadıkları 3 boyutlu sorunları bu 2 boyutlu düzende çok da anlamlı kalmaz. Mimarlığa ürettiği ve yok ettiği tüm hikayelerin 2 boyutta nasıl yansıyacağını düşündürüldüğü sürece o elde kalan bir boyut ile kimse ilgilenmez.

Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm öncesi fotoğrafı ve sonrasındaki olası render çalışması.
Sulukule’nin kentteki dönüşümü içinde 3 boyutlu olan tüm hikayeleri, Sulukule’nin yıkılması ile 2 boyuta indirgendi ve kayboldu gitti. Kentte yoksulluk kanlı canlı 3 boyutuyla, kent kolajının en gözükmeyen yerine sürüldü ve hatta çözünürlülüğü düşürüldü, bulanıklaştırıldı, göz görmesin, gönül katlansın istenildi. Sulukule’nin ise “layer”ı kapatıldı onun üzerinden yeni, onunla alakası bile olmayan bir başka “layer” yaratıldı. Her şey bu kadar basitti. Şimdi sıra Tarlabaşı ve insanlarının 3 boyutlu hikayelerinde, mekanlarında. Onlara da anlatılacak kent kolajında kendilerine yer olmadığı, “layer” “layer” gözden kaybedilecekleri. Şu sıra Tarlabaşı bulvarından geçerken dikkatle bakılırsa kapanan “layer”lar hala fark ediliyor. Boşaltılan her ev 3. boyutunu yitiren insanları fısıldıyor. Bir zaman sonra bu da fark edilmeyecek. Çünkü kapatılan o “layer”ların yerini başka şeyler alacak. Bizler kent dönüşüyor sanırken, kentte yalnızca eski “layer”lar kapatılıp, yeni “layer”lar açılıyor olacak.

Tarlabaşı'nın kentsel dönüşüm öncesi fotoğrafı ve sonrasındaki olası render çalışması.
Kentlerin “photoshop”laşması, onun üzerindeki her şeyin eklenebilecek ve çıkartılabilecek birer “layer”a dönüşmesi kişiye 3 boyutluyken, 2 boyuta indirgenen kimselerin, “layer”ları kapandığında, kolajda yerlerini yitirdiklerinde, bu sanal boşluk haline gelen dünyada nereye gittiklerini sordururken, mimarlığın ise bu kolajda “photoshop”un içindeki kolajın yapılmasını sağlayan araçlardan öteye gidemediği hatırlatıyor. Mimarlık yer ile kurduğu onun üzerine bir söz söyleme ilişkisini işte o anda sonsuz kere yitiriyor.
Kaynak:
www.tarlabasiyenileniyor.com



