
BIG New York'u Seviyor
BIG (Bjarke Ingels Mimarları)

Bir 14 Şubat daha geride kaldı. Dünya yine bir günü diğer günlerden daha farklıymışçasına allayıp pullamayı başardı. Bu günün kente uyguladığı irili ufaklı müdahaleler günler öncesinden başladı. İstanbul’da önce elbette alışveriş merkezleri her taraflarını kalplerle donattı: kırmızı ve pembe kalplerin iç içe geçtiği, “seni seviyorum”ların uçuştuğu, “sevginizi gösterin”lerin dolandığı mekanlar oldular. Çoğu alışveriş merkezi özellikle de girişlerine en irisinden üç boyutlu bir kalp yerleştirmeyi ihmal etmedi. Bu sırada markalar da “kalp”lerini sevenlere açtılar, bu güzel gün için onlar da çeşitli indirimler ve özel “sevgi” paketleri hazırlayarak görsel ve yazınsal olarak kenti işgal edercesine kentte yaşayan herkesi bu özel güne davet ettiler. Nişantaşı gibi böyle günlerde süslenmeyi pek seven caddeler de boş durmadı: Kırmızı, bol kalpli halılar serildi yerlere, kalpler gene dört bir tarafa saçıldı. Amaç yalnızca tüm insanlığa sevgiyi hatırlatmaktı. Hatırlandı da. Kent her yerinden çeşitli kalpler fışkıran ama bu kalplerin birbirine yine hiç dokunmadığı bir yer oldu. Sokaklar ve mağazalar bugün için geçici mekansal dönüşümlerini kalbin her türlü hali ve boyutu üzerinden özenle yaşadılar ve yaşattılar.

Dünya hep aynı yalanı söylüyor ve herkes buna inanıyor. Çünkü bu yalana da inanmazsa insanlar neye inanacaklarını bilmiyorlar. Tüketerek mutlu olmak, bugün başka türlüsünü keşfedecek ne zaman var ne de istek. Hep söylenen şu sözde olduğu gibi “Sevgililer günü kapitalizmin bir oyunu” değil aslında, insanlığın kendi kendisine oynadığı mutluluk oyunlarından yalnızca biri. Bu noktada aslında durumun zavallı yanını da kabul etmek gerekiyor. Modern dünyada insanlık kendisini o kadar yalnız hissediyor ki, ilişkiler öyle yüzeysel kalabiliyor ki böyle günler çoğu insana iyi geliyor. Bu yüzeyselliği sevmeyen bazıları derinlerde kaybolurken birileri böyle bir gün icat edildiğine mutlu mesut şekilde günün sonunda sevgilisiyle kalpli kadehlerde şarabını yudumluyor olur.

Böyle günlerin kentte yarattıkları dile bakıldığında hep aynı özensiz ve klişe tavır dikkat çekiyor. İnsan merak ediyor her sene bu kadar ortada dolanan kalbe, sevgiyle ve aşkla ilgili üretilmiş her türlü görsel ve yazınsal nesneye ne olduğunu. Bir depoda bir sonraki seneyi beklemediklerine göre, her sene sil baştan üretiliyor, bir an önce tüketilsin diye tüm bu curcuna. Bu anlamda bakıldığında Danimarkalı BIG mimarlarının 14 Şubat için New York,Times Meydanı için tasarladıkları kalp heykeli yerini daha çok özelleştiriyor. “BIG New York’u Seviyor” temalı bu heykel Led aydınlatma birimleri ile tasarlanan, insanlarla anlık etkileşime girerek daha fazla yanan ve daha hızlı atmaya başlayan bir kalp olarak yalnızca bir günlük bir tüketim nesnesi olmanın ötesine gidiyor. Her şeyin yanıp söndüğü ve hep tekrar yandığı bir kent olan New York’a böyle bir heykel çok yakışıyor. İnsanlar ona dokundukça, kalp daha güçlü yanmaya başlıyor ve Times Meydanı gibi bir yerde o kalp hiç sönmüyor.

Burada bu kalp kente tasarımın gücü üzerinden neşe katıyor. İnsanlara bir meydanda eğlenecekleri, vakit geçirecekleri, keyifle kamulaşacakları bir oyun kuruyor. Oyun arkadaşlarına aynı anda yanıp sönme şansı veriyor ve burada Sevgililer Günü işin asıl adı değil bahanesi oluyor.
Tüm bunların ötesinde bu heykelin hatırlattığı bir şey daha var. Bu heykel bir meydanda, o meydanın kentinde birilerinin o kentin insanları için işin ucuzuna kaçmadan bir şeyler düşünmüş olduğunu gösteriyor. Meydanlarında hep polis görmekten yorulmuş, oyun ruhunu ise günden güne yitirmesi için her şeyin yapıldığı kimseler olarak böyle kalpleri görmek galiba daha çok dokunuyor.
Yorumlayan: Pelin Çetken
Kaynak:
www.designboom.com
www.domusweb.it

Dünya hep aynı yalanı söylüyor ve herkes buna inanıyor. Çünkü bu yalana da inanmazsa insanlar neye inanacaklarını bilmiyorlar. Tüketerek mutlu olmak, bugün başka türlüsünü keşfedecek ne zaman var ne de istek. Hep söylenen şu sözde olduğu gibi “Sevgililer günü kapitalizmin bir oyunu” değil aslında, insanlığın kendi kendisine oynadığı mutluluk oyunlarından yalnızca biri. Bu noktada aslında durumun zavallı yanını da kabul etmek gerekiyor. Modern dünyada insanlık kendisini o kadar yalnız hissediyor ki, ilişkiler öyle yüzeysel kalabiliyor ki böyle günler çoğu insana iyi geliyor. Bu yüzeyselliği sevmeyen bazıları derinlerde kaybolurken birileri böyle bir gün icat edildiğine mutlu mesut şekilde günün sonunda sevgilisiyle kalpli kadehlerde şarabını yudumluyor olur.

Böyle günlerin kentte yarattıkları dile bakıldığında hep aynı özensiz ve klişe tavır dikkat çekiyor. İnsan merak ediyor her sene bu kadar ortada dolanan kalbe, sevgiyle ve aşkla ilgili üretilmiş her türlü görsel ve yazınsal nesneye ne olduğunu. Bir depoda bir sonraki seneyi beklemediklerine göre, her sene sil baştan üretiliyor, bir an önce tüketilsin diye tüm bu curcuna. Bu anlamda bakıldığında Danimarkalı BIG mimarlarının 14 Şubat için New York,Times Meydanı için tasarladıkları kalp heykeli yerini daha çok özelleştiriyor. “BIG New York’u Seviyor” temalı bu heykel Led aydınlatma birimleri ile tasarlanan, insanlarla anlık etkileşime girerek daha fazla yanan ve daha hızlı atmaya başlayan bir kalp olarak yalnızca bir günlük bir tüketim nesnesi olmanın ötesine gidiyor. Her şeyin yanıp söndüğü ve hep tekrar yandığı bir kent olan New York’a böyle bir heykel çok yakışıyor. İnsanlar ona dokundukça, kalp daha güçlü yanmaya başlıyor ve Times Meydanı gibi bir yerde o kalp hiç sönmüyor.

Burada bu kalp kente tasarımın gücü üzerinden neşe katıyor. İnsanlara bir meydanda eğlenecekleri, vakit geçirecekleri, keyifle kamulaşacakları bir oyun kuruyor. Oyun arkadaşlarına aynı anda yanıp sönme şansı veriyor ve burada Sevgililer Günü işin asıl adı değil bahanesi oluyor.
Tüm bunların ötesinde bu heykelin hatırlattığı bir şey daha var. Bu heykel bir meydanda, o meydanın kentinde birilerinin o kentin insanları için işin ucuzuna kaçmadan bir şeyler düşünmüş olduğunu gösteriyor. Meydanlarında hep polis görmekten yorulmuş, oyun ruhunu ise günden güne yitirmesi için her şeyin yapıldığı kimseler olarak böyle kalpleri görmek galiba daha çok dokunuyor.
Yorumlayan: Pelin Çetken
Kaynak:
www.designboom.com
www.domusweb.it



