Metrosal Yalnızlıklar

İstanbul’da yolda olmak, bir yerden bir yere giden olmak, hep günün birer ikişer saatinden vazgeçmek anlamına gelir. Özellikle de toplu taşıma araçlarıyla yolculuk eden kişi için, o kayıp zaman, trafiğe aittir ve bu artık içselleşmiş bir durumdur, bu duruma özgü bir biçimde kişi kendini organize eder; yanında kitap, gazete, bulmaca taşıyan, mp3 çalarsız evden dışarı çıkmayan, yarım kalan uykusunu trafikte tamamlayan kimselere dönüşür. Yolda olmak, sıkışık bir trafikte kalmak, beklemek anlamına geldiğinden, kişi bu durumları çekilir hale getirmek için kendine özgü çözümler üretir; genelde bu çözümler trafiğin verdiği sıkıntıyla kendini dünyaya kapatmak, içine dönmek, böylece şehir hayatının sinirleri zorlayan bekleme haline karşı kendini koruma taktikleri olarak şekillenir. Otobüslerde, minibüslerde, metrolarda dip dibe ama bir o kadar da birbirine yabancı, birbirinden kopuk, kulağında kulaklıkla, kendi müziği, kendi kitabı, yalnızca kendi ile yolculuk eden bireyler birikir. Kamusal bir yalnızlık mekanı böyle böyle oluşur, trafiğin sıkıştığı, zamanın durduğu İstanbul yollarında.


Şanghay metrosundan bir örnek

Otobüs, metrobüs, minibüs gibi toplu taşıt araçlarında bir dışarı faktörü varken, metrolarda dışarısının da bir iç mekan olma durumu ile bireyin kamusal yalnızlığını daha da artar, dış dünyadan tamamen kopar, metronun içine girdikçe, sanki kendi içine daha da çok döner kişi. Zaman kavramının dahi yitirildiği bu yer altı kutucukları, kentin ulaşım ağına ait birer parça olmaktan çok, kendilerine ait kentten ayrı bir düzen tutturmuş yerler olarak var olurlar. Yerin altına indikçe, kentin tüm sorunları inilen her basamakla biraz daha yukarıda kalır. Hafif bir rutubet kokusu sardıkça etrafı, kent azaldıkça azalır, durulan duraklar kentin yerin altından takip edilmesini sağlar. Varılacak yer ise yanıp sönen bir ışıklı, yazılı noktadan ibaret olur. Kent yerin altında noktalardan oluşur. Yerin altında hayat yerin üstünün dallanmış budaklanmış halinin aksine yalnızca noktalarla var olan daha net ve hızlı akan bir şeye dönüşür.


Stokholm metrosundan bir örnek, Solna merkez istasyonu

Dünyadaki metro mimarisi örneklerine bakıldığında bazılarında bu yer altı kutucuklarına gösterilen özen dikkat çekiyor. Yerin altına inildikçe azalan dışarı duygusuna, tasarlanan iç mekanlar ile karşılık veriliyor. Yerin altındaki bu kentten ayrık yaşam birimi, mimarlığın gücüyle sıradan bir kapalı kutucuktan öteye geçiyor, bir noktadan fazlası oluyor. Kent yerin altında unutulsa dahi, dünyadan kopuk olma hali, avantaja dönüştürülüyor. Mimarlık, böylece yerin altında yolda olma halinin kayıplığı ile baş etmenin aracı oluyor. Metrosal yalnızlıklar renkleniyor, hareketleniyor.


Prag metrosundan bir örnek, A hattı istasyonu

Kamusal yalnızlık mekanları farklılaştıkça, yolda olma hali de farklılaşıyor, mekanlar yalnızlığın tanımlarını yeniden kurguluyor, başkalaştırıyor.

Derleyen: Pelin Çetken

Kaynak:
www.designboom.com

Resim Galerisi: