
J. G. Ballard

Çarpışma

Beton Ada
Türkçede Ballard
James Graham Ballard (15 Kasım 1930 - 19 Nisan 2009) Şanghay'da doğan İngiliz asıllı bilimkurgu yazarıdır. Bilimkurgu edebiyatta teknoloji tapınmacılığına karşı çıkan Yeni Dalga'nın seçkin temsilcilerindendir.
Ballard ve ailesi Pearl Harbour baskınından sonra diğer yabancılarla birlikte bir sivil tutsak kampına gönderildi. 1942 yazından savaşın bitimine kadar burada kaldılar. Ballard, tutsak kampında yaşadıklarını temel alarak 1984'te Güneş İmparatorluğu (Empire of the Sun) adlı kurmaca kitabını yazdı. Bu kitap daha sonra Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlandı. Bilim ve teknolojiye karşıt tutumunun şekillenmesinde, bu dönemdeki tutsaklar kampı, savaşın meydana getirdiği yıkım ve felâket gibi dramatik tecrübelerin büyük etkisi olduğu düşünülür. Özellikle atom bombasının meydana getirdiği fâcia, Ballard'ın eserlerinde kıyamete özgü felâketlerle imgesini bulur.
1946'da İngiltere'ye yerleşen Ballard, 1949'da psikiyatri okumak amacıyla Cambridge'de üniversiteye gitti. Üniversitede ruhtahlili (psikanaliz) ve gerçeküstücülükten etkilenerek yazdığı öncü kurmaca hikâyelerle yazarlığı da bir meslek olarak düşünmeye başladı. İki yıllık üniversite yaşantısından sonra Kanada'ya giderek Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RAF) katıldı. 1954'te Hava Kuvvetleri'ni bırakarak İngiltere'ye döndü ve bir yıl sonra evlendi. 1956'da üç çocuğundan ilki doğdu ve aynı yıl Prima Belladonna adlı ilk öyküsü Science Fantasy dergisinde yayımlandı. 1962'deki ilk romanına (The Drowned World) kadar öykülerle bu dergide adından söz ettirdi. Bu romanın diğer kıyamet sonrası kurmacalardan farkı başkarakterin, buzulların erimesiyle oluşan felâketi ve kargaşayı hoş karşılayan biri olmasıdır. Ardından yazdığı kitaplarla bu alanda kendini kanıtlayıp tam-zamanlı bir yazar olarak hayatına devam etmiştir.
En çok konuşulan romanlarından biri olan Çarpışma'da (Crash) cinsel arzular ve teknoloji harikası arabalar arasında ilişki kurarak olay yarattı. Bu kitap aynı adla 1996'da David Cronenberg tarafından sinemaya uyarlandı ve müstehcenlik uyarısıyla sansür tartışmalarına sebep oldu. Bu tartışmaların ardından film sansüre uğramadan gösterime girdi ve Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü kazandı. Ballard bilimkurgunun teknoloji merkezli konulara bağlılığını teknoloji tapınmacılığı ve basmakalıpçılık diye eleştirip, uzay ve zaman yolculuklarını "iç uzaylardaki yolculuklar"la yer değiştirdi ve "asıl yabancı gezegen dünyamızdır" dedi. Ayrıca bilimkurgunun 20. yüzyılın esas edebî geleneği olduğunu ve bilimkurgunun görevinin reklamlar, imajlar gibi içinde yaşadığımız çeşitli kurgular arasından gerçekliği yakalamak olduğunu ve geleceğin bugünü anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtar olduğunu söyledi.
Uzun süre prostat kanseri ile mücadele eden James Graham Ballard, 19 Nisan 2009'da 78 yaşında, Londra'da öldü.
Kaynak: Wikipedia
Türkçede Ballard
Yakın Geleceğin Mitosları, 1982, Ayrıntı Yayınları
Ballard, bilimkurgu yazarları arasında kurduğu “alternatif hayaller” ile çok farklı bir yerde duruyor. Popüler bilimkurgunun sıradanlığına, bilim ve teknoloji hayranlığına karşı çıkıyor. Dış uzaylara ve geleceğe yolculuk temalarını işlemektense “asıl yabancı gezegen dünyamızdır” diyerek “iç uzaylara yolculukları” anlatmayı yeğliyor. Çağımızda “kitle iletişimi, imajlar, reklamlar ve reklamcılığın bir dalı olan politika gibi sayısız kurgular arasında yaşadığımızı” söylüyor; ve kitaplarında bu kurgulardaki sahteliği yakalamak için “geleceğin bugünü anlamakta geçmişten daha etkili bir araç olduğunu gösteriyor. Yakın Geleceğin Mitosları adlı öykü kitabında ise gelecekte ozon tabakasının delinmesinin yol açtığı hastalıklardan, hep özlenen bir düş olan “hayatın bir tatile dönüşmesi”nin bir zorunluluk olması halinden, ensestin Sinderella çeşitlemesinden, polaroid ve vibratör burçlarından ve birbirini görmeden, dokunmadan televizyon aracılığıyla sevişen evli çiftlerden bahsediyor. (kitabın arka kapağından)
Kokain Geceleri, 1994, Ayrıntı Yayınları
Ballard kitapta görünürde sakin ve sterilize bir mekanı fon seçerek, projektörlerini gizli suç dünyasına yöneltiyor. İspanya’nın Akdeniz kıyısında yer alan Estrelle da Mar , zengin İngilizlerin vakitlerini kültür ve spor etkinlikleriyle geçirdiği huzurlu bir tatil köyü görünümündedir. Fakat esrarengiz bir yangın bu yaldızlı dünyanın altındaki karanlığı ortaya çıkarır. Ballard suçun rantı, uyuşmuş benliklerin suç bağımlısı bir coşturucubaşı tarafından kışkırtılması, günümüz yetişkinlerinin oyuna dönüşen pornografi, uyuşturucu alışkanlığı vb. suçların cazibesi gibi çarpıcı gerçekleri romanda zekice tartışarak yepyeni açılımlar getiriyor. (kitabın arka kapağından)
Sınırsız Rüyalar Diyarı, 1995, Ayrıntı Yayınları
Sınırsız Rüyalar Diyarı’nda tam bir sınırsızlık söz konusudur. Televizyon karşısında sınırlı hayatlar yaşayan insanların rüyalarıyla yaşadıkları hayatlar arasında büyük bir uçurumun olduğu gösterilerek, onların yavaş yavaş kendi sınırlarını aşmaları anlatılır. Kendi rüyasında yaşamaya başlayan düzen kaçkını Blakeİn düşleyip, tropikal bir cennete dönüştürdüğü kasabanın sakinleri, kendilerini arzularının sınırsızlığın bırakırlar. İnsanların uçabildiği; kuşa, balığa dönüşebildiği; çalışmaktan vazgeçtiği; bankaların kasalarındaki paraları dağıtmak istediği; kısacası, zihinlerin ve bedenlerin ruhlara koyduğu bütün sınırlamaların yok olduğu bir rüya yolculuğudur anlatılan. (kitabın arka kapağından)
Çarpışma, 1997, Ayrıntı Yayınları
Çarpışma’da modern zamanların gündelik hayat tanrılarından olan araba “başrol”de oynuyor. İnsanların küçük dünyalarını başka yerlere taşımasına imkan vererek özgürlük yanılsaması yaratan; “uzaklık”ı dolayısıyla “yolculuk”u yok ederek “hız”a özel bir ağırlık ve istenirlik kazandıran; “güvenli” evlerimizden otoyollara çıktığımızda bizi ölümün kıyısında gezdirerek epeydir kaybettiğimiz “heyecan”ı yaşatan bir araç araba. Modern zamanların kalabalıkları arasında yalıtılmış, güçsüz ve çaresizce dolaşırken bize sağladığı iktidar ve heyecanla “tahrik” olduğumuz, kendimizi tekrar “yarışta” hissettiğimiz bir “teknoloji harikası”. Ballard gündelik hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan arabaları seks ve teknolojinin buluşma yeri olarak kullanıyor. Artık arabalar hem sonsuz fantezilerin yaşandığı bir cinsellik mekanı hem de çarpışmaların taşıdığı cinsel göndermelerle dolu seksüel birer objedir ona göre. Çarpışmalar ise zaten özünde şiddet içerdiği varsayılan cinselliği tetikleyen birer fantezi; teknolojinin bize kan, sidik, bok, kusmuk, vajina salgısı ve meni eşliğinde sunduğu “kendimizi kaybetme halleri”dir. Türünün tek örneği olan Çarpışma, “oto-erotizm” diyebileceğimiz bir eğretilemeyle günümüz teknolojisinin içimizde uyuyan psikopatolojiyi nasıl uyandırabileceğini, seksle teknoloji arasındaki çarpıcı birlikteliğin dehşetli yanlarını gösteriyor. (kitabın arka kapağından)
Cennete Bir Koşu, 2000, Ayrıntı Yayınları
Çevreci, feminist, hayvan hakları savunucusu ve nükleer karşıtı bir grup, nesli tükenmekte olan albatrosları nükleer denemelerden kurtarmak amacıyla Fransız donanmasının kontrolündeki bir “Ada”yı işgal ederler. Pasifik’teki bu göz kamaştırıcı adayı soyu tükenmekte olan tüm hayvanların barınıp, çoğalacağı bir yurt haline getirmeye soyunurlar. Modern dünyanın ilişkilerini ve konforunu reddederek “yoksun” bir hayatı seçerler. Her şeye yeniden başlama cesaretini gösteren son idealistlerdir sanki. Bu cennet “Ada” bazı idealistler için son sığınaktır. Gidecek başka yerleri yoktur. O zamana kadar erteledikleri “yüzleşmeler” artık gündeme gelir. Sevme, inanma, güvenme, bağlanma, otoriteyi meşrulaştıran sevgiyi kaybetme korkusu, aşkın bitişi ve itiraz etmeden kabullenmenin barındırdığı tehlikeli yanlar açığa çıkar. (kitabın arka kapağından)
Beton Ada, 2004, Ayrıntı Yayınları
Genç mimar Robert Maitland, Londra’nın merkezindeki ofisinden evine giderken, yolda lastiği patlayan arabası üç otoyolun çakıştığı bir kavşaktaki trafik adasına yuvarlanır. Mimar yardım istemek için yoldan geçen araçları durdurmaya çalışsa da, çabaları boşa çıkar. Adada sıkışıp kaldığını ve kimsenin kendisiyle ilgilenmeyeceğini anlamakta gecikmeyecektir. Ballard’ın gerçekte olamayacak bir olay örgüsüne bizi düpedüz inandırdığı Beton Ada’da anlatmak istediği çok net: Beton ormanlarımızdaki çatlaklar kayıtsız kalınmış insanlarla doludur ve günün birinde biz de onlardan biri olabiliriz. (kitabın arka kapağından)
Süper Kent, 2004, Ayrıntı Yayınları
Süper Kent, dünyayı ele geçiren çok uluslu şirket politikalarının insan ruhunda oluşturduğu erozyonu son derece sert ve çarpıcı biçimde anlatan bir yapıt. Yeni milenyum Mesihlerinin Range Rover, gözetleme kameraları, alışveriş çılgınlığı, “kalite” sözcüğüyle ambalajlanmış steril ortamlar / sağlıklı bedenler, uyuşturucu ve şiddetle beslenen seks törenleri eşliğinde önerdikleri “yeni kapitalist cennet”in fotoğrafını çekiyor Ballard. Ahlaktan bağımsızlaşarak kendi özgürlüklerini kuran bu yetenekli ve hırslı “cennet insanları” için iş oyundur, oyunda iş; gerçek doyuma bir tek işyerinde ulaşır, işten kalan artan zamanlarında da kamusal alanın bütün kurallarına fütursuzca saldırırlar. Vicdani kaygılarını delilik kisvesine sığınarak unutan bu “elit grup” için şiddet meşrudur. Psikopatça ve rastgele sergilenen her tür aşırılığın teşvik edildiği, histerinin sağduyuyu ezip geçtiği bir şiddettir kastedilen. Faili meçhul cinayetler, ölesiye dövülen fahişeler, fuhuşa zorlanan çocuklar bu insanları yaşama bağlayan tek bağ olmuştur. Bu insanların zayıflığı reddeden, insani bağları olmayan güçlü ve köksüz bir ırktan oluşan yeni bir Avrupa tasarımları vardır. (kitabın arka kapağından)
Milenyum İnsanları, 2005, Ayrıntı Yayınları
Ballard Milenyum İnsanları’nda yeni yüzyılı güvensizlik, kaygı, terör ve savaşlarla karşılayan modern insanın, çökmüş bir üst-orta sınıf banliyösünden yükselen çığlığına kulak kabartıyor. Sistemin temel değerlerini biçimlendirmiş bir sınıfın, güvenlikli sitelerde yaşayan, çocuklarını paralı okullarda okutan insanların; doktor, mühendis, mimar ya da akademisyenlerden oluşan beyaz yakalıların büyük bir düş kırıklığı içinde çalkalanışının öyküsü bu. Londra’nın orta yerinde ayaklanan orta sınıf, şiddete yönelerek taşıdığı yurttaşlık sorumluluğunun yükünden ve tüketim toplumunun hapishanesinden kurtulmaya kalkışır. Böylece orta sınıfın devrimi başlar. (kitabın arka kapağından)
Vahşet Sergisi, 2009, Ayrıntı Yayınları
Kitap, yazarın her şeyin daha iyiye doğru değiştiği izlenimi veren 60’ları anlamlandırma girişimidir. Çünkü ona göre umut, gençlik ve özgürlük, sloganlardan daha fazla şey ifade ediyordu ve insanlar 1930’lardan beri ilk kez gelecekten korkmuyorlardı. O yıllarda, Vietnam Savaşı’nın vahşeti, Kennedy suikastının kamusal vicdan azabı, eğlence sektörünün insanları çocuklaştırmak için yürüttüğü kararlı çaba geleceği şekillendiriyordu. Cinsel fanteziler bilimle, siyaset şöhretle kaynaşırken gerçek ve akıl kapıya doğru itiliyordu. İşte Ballard tüm bunları yakalamaya çalışmış. Ve bunu burada bahsedilen dünya kadar parçalanmış bir yaklaşım benimseyerek yapmış. Örneğin ruhunu sağaltma peşindeki roman kahramanı Travis / Traven / Tallis / Talbert / Talbot gibi adlarla çıkıyor karşımıza kitap boyunca ve yerine göre hidrojen bombasını atacak uçağın pilotu, başkanın suikastçısı, bazen bir doktor, bazen de bir psikopat olarak. Vahşet Sergisi Ballard’ın “sıkıştırılmış roman” dediği birer paragraflık kısa hikayelerden oluşuyor. İşte bu nedenle yazar, gerçek dünyada mı yoksa kahramanımızın zihninde mi olduğu belirsiz, doğrusal bir olay akışına bakmaksızın ilerleyen hikayelerin yazıldığı okunmasını talep ediyor. Kitabı karıştırın ve sevdiğiniz bir hikayeden başlayıp ileriye ya da geriye doğru devam edin. (kitabın arka kapağından)
Ballard ve ailesi Pearl Harbour baskınından sonra diğer yabancılarla birlikte bir sivil tutsak kampına gönderildi. 1942 yazından savaşın bitimine kadar burada kaldılar. Ballard, tutsak kampında yaşadıklarını temel alarak 1984'te Güneş İmparatorluğu (Empire of the Sun) adlı kurmaca kitabını yazdı. Bu kitap daha sonra Steven Spielberg tarafından beyazperdeye uyarlandı. Bilim ve teknolojiye karşıt tutumunun şekillenmesinde, bu dönemdeki tutsaklar kampı, savaşın meydana getirdiği yıkım ve felâket gibi dramatik tecrübelerin büyük etkisi olduğu düşünülür. Özellikle atom bombasının meydana getirdiği fâcia, Ballard'ın eserlerinde kıyamete özgü felâketlerle imgesini bulur.
1946'da İngiltere'ye yerleşen Ballard, 1949'da psikiyatri okumak amacıyla Cambridge'de üniversiteye gitti. Üniversitede ruhtahlili (psikanaliz) ve gerçeküstücülükten etkilenerek yazdığı öncü kurmaca hikâyelerle yazarlığı da bir meslek olarak düşünmeye başladı. İki yıllık üniversite yaşantısından sonra Kanada'ya giderek Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RAF) katıldı. 1954'te Hava Kuvvetleri'ni bırakarak İngiltere'ye döndü ve bir yıl sonra evlendi. 1956'da üç çocuğundan ilki doğdu ve aynı yıl Prima Belladonna adlı ilk öyküsü Science Fantasy dergisinde yayımlandı. 1962'deki ilk romanına (The Drowned World) kadar öykülerle bu dergide adından söz ettirdi. Bu romanın diğer kıyamet sonrası kurmacalardan farkı başkarakterin, buzulların erimesiyle oluşan felâketi ve kargaşayı hoş karşılayan biri olmasıdır. Ardından yazdığı kitaplarla bu alanda kendini kanıtlayıp tam-zamanlı bir yazar olarak hayatına devam etmiştir.
En çok konuşulan romanlarından biri olan Çarpışma'da (Crash) cinsel arzular ve teknoloji harikası arabalar arasında ilişki kurarak olay yarattı. Bu kitap aynı adla 1996'da David Cronenberg tarafından sinemaya uyarlandı ve müstehcenlik uyarısıyla sansür tartışmalarına sebep oldu. Bu tartışmaların ardından film sansüre uğramadan gösterime girdi ve Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü kazandı. Ballard bilimkurgunun teknoloji merkezli konulara bağlılığını teknoloji tapınmacılığı ve basmakalıpçılık diye eleştirip, uzay ve zaman yolculuklarını "iç uzaylardaki yolculuklar"la yer değiştirdi ve "asıl yabancı gezegen dünyamızdır" dedi. Ayrıca bilimkurgunun 20. yüzyılın esas edebî geleneği olduğunu ve bilimkurgunun görevinin reklamlar, imajlar gibi içinde yaşadığımız çeşitli kurgular arasından gerçekliği yakalamak olduğunu ve geleceğin bugünü anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtar olduğunu söyledi.
Uzun süre prostat kanseri ile mücadele eden James Graham Ballard, 19 Nisan 2009'da 78 yaşında, Londra'da öldü.
Kaynak: Wikipedia
Türkçede Ballard
Yakın Geleceğin Mitosları, 1982, Ayrıntı Yayınları
Ballard, bilimkurgu yazarları arasında kurduğu “alternatif hayaller” ile çok farklı bir yerde duruyor. Popüler bilimkurgunun sıradanlığına, bilim ve teknoloji hayranlığına karşı çıkıyor. Dış uzaylara ve geleceğe yolculuk temalarını işlemektense “asıl yabancı gezegen dünyamızdır” diyerek “iç uzaylara yolculukları” anlatmayı yeğliyor. Çağımızda “kitle iletişimi, imajlar, reklamlar ve reklamcılığın bir dalı olan politika gibi sayısız kurgular arasında yaşadığımızı” söylüyor; ve kitaplarında bu kurgulardaki sahteliği yakalamak için “geleceğin bugünü anlamakta geçmişten daha etkili bir araç olduğunu gösteriyor. Yakın Geleceğin Mitosları adlı öykü kitabında ise gelecekte ozon tabakasının delinmesinin yol açtığı hastalıklardan, hep özlenen bir düş olan “hayatın bir tatile dönüşmesi”nin bir zorunluluk olması halinden, ensestin Sinderella çeşitlemesinden, polaroid ve vibratör burçlarından ve birbirini görmeden, dokunmadan televizyon aracılığıyla sevişen evli çiftlerden bahsediyor. (kitabın arka kapağından)
Kokain Geceleri, 1994, Ayrıntı Yayınları
Ballard kitapta görünürde sakin ve sterilize bir mekanı fon seçerek, projektörlerini gizli suç dünyasına yöneltiyor. İspanya’nın Akdeniz kıyısında yer alan Estrelle da Mar , zengin İngilizlerin vakitlerini kültür ve spor etkinlikleriyle geçirdiği huzurlu bir tatil köyü görünümündedir. Fakat esrarengiz bir yangın bu yaldızlı dünyanın altındaki karanlığı ortaya çıkarır. Ballard suçun rantı, uyuşmuş benliklerin suç bağımlısı bir coşturucubaşı tarafından kışkırtılması, günümüz yetişkinlerinin oyuna dönüşen pornografi, uyuşturucu alışkanlığı vb. suçların cazibesi gibi çarpıcı gerçekleri romanda zekice tartışarak yepyeni açılımlar getiriyor. (kitabın arka kapağından)
Sınırsız Rüyalar Diyarı, 1995, Ayrıntı Yayınları
Sınırsız Rüyalar Diyarı’nda tam bir sınırsızlık söz konusudur. Televizyon karşısında sınırlı hayatlar yaşayan insanların rüyalarıyla yaşadıkları hayatlar arasında büyük bir uçurumun olduğu gösterilerek, onların yavaş yavaş kendi sınırlarını aşmaları anlatılır. Kendi rüyasında yaşamaya başlayan düzen kaçkını Blakeİn düşleyip, tropikal bir cennete dönüştürdüğü kasabanın sakinleri, kendilerini arzularının sınırsızlığın bırakırlar. İnsanların uçabildiği; kuşa, balığa dönüşebildiği; çalışmaktan vazgeçtiği; bankaların kasalarındaki paraları dağıtmak istediği; kısacası, zihinlerin ve bedenlerin ruhlara koyduğu bütün sınırlamaların yok olduğu bir rüya yolculuğudur anlatılan. (kitabın arka kapağından)
Çarpışma, 1997, Ayrıntı Yayınları
Çarpışma’da modern zamanların gündelik hayat tanrılarından olan araba “başrol”de oynuyor. İnsanların küçük dünyalarını başka yerlere taşımasına imkan vererek özgürlük yanılsaması yaratan; “uzaklık”ı dolayısıyla “yolculuk”u yok ederek “hız”a özel bir ağırlık ve istenirlik kazandıran; “güvenli” evlerimizden otoyollara çıktığımızda bizi ölümün kıyısında gezdirerek epeydir kaybettiğimiz “heyecan”ı yaşatan bir araç araba. Modern zamanların kalabalıkları arasında yalıtılmış, güçsüz ve çaresizce dolaşırken bize sağladığı iktidar ve heyecanla “tahrik” olduğumuz, kendimizi tekrar “yarışta” hissettiğimiz bir “teknoloji harikası”. Ballard gündelik hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan arabaları seks ve teknolojinin buluşma yeri olarak kullanıyor. Artık arabalar hem sonsuz fantezilerin yaşandığı bir cinsellik mekanı hem de çarpışmaların taşıdığı cinsel göndermelerle dolu seksüel birer objedir ona göre. Çarpışmalar ise zaten özünde şiddet içerdiği varsayılan cinselliği tetikleyen birer fantezi; teknolojinin bize kan, sidik, bok, kusmuk, vajina salgısı ve meni eşliğinde sunduğu “kendimizi kaybetme halleri”dir. Türünün tek örneği olan Çarpışma, “oto-erotizm” diyebileceğimiz bir eğretilemeyle günümüz teknolojisinin içimizde uyuyan psikopatolojiyi nasıl uyandırabileceğini, seksle teknoloji arasındaki çarpıcı birlikteliğin dehşetli yanlarını gösteriyor. (kitabın arka kapağından)
Cennete Bir Koşu, 2000, Ayrıntı Yayınları
Çevreci, feminist, hayvan hakları savunucusu ve nükleer karşıtı bir grup, nesli tükenmekte olan albatrosları nükleer denemelerden kurtarmak amacıyla Fransız donanmasının kontrolündeki bir “Ada”yı işgal ederler. Pasifik’teki bu göz kamaştırıcı adayı soyu tükenmekte olan tüm hayvanların barınıp, çoğalacağı bir yurt haline getirmeye soyunurlar. Modern dünyanın ilişkilerini ve konforunu reddederek “yoksun” bir hayatı seçerler. Her şeye yeniden başlama cesaretini gösteren son idealistlerdir sanki. Bu cennet “Ada” bazı idealistler için son sığınaktır. Gidecek başka yerleri yoktur. O zamana kadar erteledikleri “yüzleşmeler” artık gündeme gelir. Sevme, inanma, güvenme, bağlanma, otoriteyi meşrulaştıran sevgiyi kaybetme korkusu, aşkın bitişi ve itiraz etmeden kabullenmenin barındırdığı tehlikeli yanlar açığa çıkar. (kitabın arka kapağından)
Beton Ada, 2004, Ayrıntı Yayınları
Genç mimar Robert Maitland, Londra’nın merkezindeki ofisinden evine giderken, yolda lastiği patlayan arabası üç otoyolun çakıştığı bir kavşaktaki trafik adasına yuvarlanır. Mimar yardım istemek için yoldan geçen araçları durdurmaya çalışsa da, çabaları boşa çıkar. Adada sıkışıp kaldığını ve kimsenin kendisiyle ilgilenmeyeceğini anlamakta gecikmeyecektir. Ballard’ın gerçekte olamayacak bir olay örgüsüne bizi düpedüz inandırdığı Beton Ada’da anlatmak istediği çok net: Beton ormanlarımızdaki çatlaklar kayıtsız kalınmış insanlarla doludur ve günün birinde biz de onlardan biri olabiliriz. (kitabın arka kapağından)
Süper Kent, 2004, Ayrıntı Yayınları
Süper Kent, dünyayı ele geçiren çok uluslu şirket politikalarının insan ruhunda oluşturduğu erozyonu son derece sert ve çarpıcı biçimde anlatan bir yapıt. Yeni milenyum Mesihlerinin Range Rover, gözetleme kameraları, alışveriş çılgınlığı, “kalite” sözcüğüyle ambalajlanmış steril ortamlar / sağlıklı bedenler, uyuşturucu ve şiddetle beslenen seks törenleri eşliğinde önerdikleri “yeni kapitalist cennet”in fotoğrafını çekiyor Ballard. Ahlaktan bağımsızlaşarak kendi özgürlüklerini kuran bu yetenekli ve hırslı “cennet insanları” için iş oyundur, oyunda iş; gerçek doyuma bir tek işyerinde ulaşır, işten kalan artan zamanlarında da kamusal alanın bütün kurallarına fütursuzca saldırırlar. Vicdani kaygılarını delilik kisvesine sığınarak unutan bu “elit grup” için şiddet meşrudur. Psikopatça ve rastgele sergilenen her tür aşırılığın teşvik edildiği, histerinin sağduyuyu ezip geçtiği bir şiddettir kastedilen. Faili meçhul cinayetler, ölesiye dövülen fahişeler, fuhuşa zorlanan çocuklar bu insanları yaşama bağlayan tek bağ olmuştur. Bu insanların zayıflığı reddeden, insani bağları olmayan güçlü ve köksüz bir ırktan oluşan yeni bir Avrupa tasarımları vardır. (kitabın arka kapağından)
Milenyum İnsanları, 2005, Ayrıntı Yayınları
Ballard Milenyum İnsanları’nda yeni yüzyılı güvensizlik, kaygı, terör ve savaşlarla karşılayan modern insanın, çökmüş bir üst-orta sınıf banliyösünden yükselen çığlığına kulak kabartıyor. Sistemin temel değerlerini biçimlendirmiş bir sınıfın, güvenlikli sitelerde yaşayan, çocuklarını paralı okullarda okutan insanların; doktor, mühendis, mimar ya da akademisyenlerden oluşan beyaz yakalıların büyük bir düş kırıklığı içinde çalkalanışının öyküsü bu. Londra’nın orta yerinde ayaklanan orta sınıf, şiddete yönelerek taşıdığı yurttaşlık sorumluluğunun yükünden ve tüketim toplumunun hapishanesinden kurtulmaya kalkışır. Böylece orta sınıfın devrimi başlar. (kitabın arka kapağından)
Vahşet Sergisi, 2009, Ayrıntı Yayınları
Kitap, yazarın her şeyin daha iyiye doğru değiştiği izlenimi veren 60’ları anlamlandırma girişimidir. Çünkü ona göre umut, gençlik ve özgürlük, sloganlardan daha fazla şey ifade ediyordu ve insanlar 1930’lardan beri ilk kez gelecekten korkmuyorlardı. O yıllarda, Vietnam Savaşı’nın vahşeti, Kennedy suikastının kamusal vicdan azabı, eğlence sektörünün insanları çocuklaştırmak için yürüttüğü kararlı çaba geleceği şekillendiriyordu. Cinsel fanteziler bilimle, siyaset şöhretle kaynaşırken gerçek ve akıl kapıya doğru itiliyordu. İşte Ballard tüm bunları yakalamaya çalışmış. Ve bunu burada bahsedilen dünya kadar parçalanmış bir yaklaşım benimseyerek yapmış. Örneğin ruhunu sağaltma peşindeki roman kahramanı Travis / Traven / Tallis / Talbert / Talbot gibi adlarla çıkıyor karşımıza kitap boyunca ve yerine göre hidrojen bombasını atacak uçağın pilotu, başkanın suikastçısı, bazen bir doktor, bazen de bir psikopat olarak. Vahşet Sergisi Ballard’ın “sıkıştırılmış roman” dediği birer paragraflık kısa hikayelerden oluşuyor. İşte bu nedenle yazar, gerçek dünyada mı yoksa kahramanımızın zihninde mi olduğu belirsiz, doğrusal bir olay akışına bakmaksızın ilerleyen hikayelerin yazıldığı okunmasını talep ediyor. Kitabı karıştırın ve sevdiğiniz bir hikayeden başlayıp ileriye ya da geriye doğru devam edin. (kitabın arka kapağından)



